7/4/2009 - .::MEHMETÇİK VE CONİ ARASINDAKİ FARK::.
Kore'de Mehmetçik Ve Coni
Üzerinden 43 sene geçmesine rağmen Kore Savaşları (1950/1953) hakkında
pek eser ortaya konamamıştır. Ortaya konulanlar da daha çok askeri
tarih ve hatırat seklindedir. Oysa Kore'de üç kültür yan yana
savaşmış, böylece en doğru bicimde "kıyas" yapma imkânı doğmuştur.
Batı, doğu ve Uzakdoğu kültürleri yani Hıristiyan, Müslüman ve Budist
askerler aynı safta savaşmıştır. Ayni safta yer almak dostluk ve
fedakârlık manasına gelirse de Amerikalı askerlerin Türklere karşı bu
şekilde davranmadığı gayet iyi bilinmektedir. 1950 sonundan 1954'e
kadar bir Çin esir kampında birlikte kalan Türk Mehmetçik ile
Amerikalı Coni'yi kıyaslayacağız. Mukayesenin enteresan yönü, her iki
tarafı da Amerikalıların düşüncesi ile göreceğimizdir.
1964 senesinde bir Türk askeri heyeti Amerika'ya gider. Orada akşam
yemeğine misafir oldukları bir Amerikan yüzbaşısı, kütüphanesinden
"Mc. Call" isimli bir dergi çıkarır. 1958 senesine ait bu dergide Kore
Savaşları'na ait geniş bilgiler mevcuttur. Bir psikoloji dergisi olan
"Mc. Call", yukarıda sözünü ettiğim esir kampındaki Mehmetçik ve
Coni'yi kıyaslamış ve "Anadolu bozkırının ortasında doğan, bin bir
mahrumiyet içerisinde büyüyen Mehmetçiğin, her türlü imkâna sahip
Coni'den hangi sebeplerden dolayı üstün olduğunu" cevaplandırmaya
çalışmış.
Mc. Call dergisinde anlatılan ve hiçbir Türk'ün hayatını kaybetmediği
Çin esir kampını bir Türk subayının ifadeleriyle sunuyoruz:
Bu akında Kızıllar büyük çapta esir almışlardır. Kışta kıyamette
çeşitli milletlerin askerlerinden oluşan bu büyük esir kafilesine,
Kızıl Çin ülkesine doğru bir "ölüm yürüyüşü" başlatılır. Hava çok
soğuk ve karlıdır. Kafilede pek çok hasta ve yaralı vardır.
Yürüyemeyen esir, yolun bir kenarına çekilir. Kızıl Çinli muhafız
gelir, takati olmadığından yürüyemeyen bu insana önce tüfek dipçiği
ile vurur. Yaralı ve hasta bu zorlama ile ayağa kalkıp kafileye
katılırsa ne ala. Aksi halde hemen kafasına bir kurşun sıkılır ve bu
zavallı asker orada temelli kalır. Bu sahne her milletten yürüme gücü
olmayan esir için yol boyunca aynen tekrarlanır. Fakat Türk esirlere
gelince iş tamamen değişir. Bizden de gücü kesilen, yürüyemeyen ve
yolun kenarına çekilen olur. Çinli muhafızdan evvel, hemen bizden iki
uç kişi koşar arkadaşlarını kaldırıp sırtlarına alırlar. Hâlbuki onlar
da yorgun ve hastadır.
Kampta Çinlilerin ilk yaptığı iş sudur:
Birleşmiş Milletlerin ve kendi ülkelerinin esirlere verdikleri tüm
üniformalar çıkartılır. Yerine üzerinde herhangi bir rütbe alameti
bulunmayan düz ve tek tip elbiseler giydirir.
Böylece ilk anda bekledikleri gerçekleşir. Birleşmiş Milletler
Ordusunu oluşturan çeşitli ülkelerin askerlerinde, rütbesiz olmanın
getirdiği disiplinsizlik başlar. Rütbe otoritesi yerine pazu kuvveti
başlar. Yalnız... Bu esir askerler arasında bir grup vardır ki derhal
Kızılların dikkatini çeker. Bizimkiler... Üniformaları yoktur. Rütbe
işaretleri bulunmamaktadır. Ama yüzbaşı yine yüzbaşıdır, başçavuş yine
başçavuştur ve er yine erdir. Aynen eskisi gibi disiplinli bir hayat
vardır.
Çinliler 100 esir bulunan her bolüme 15-20 kişiye yetecek yemek
bırakırlar. Tevzi edilmez, ortaya bırakılır. Kol kuvveti olan aslan
payını alır. Bizimkiler ise yemekhane nöbetçisi bulundurur, yemek 100
eşit parçaya bölünür. Her 100 kişiden bir günde bir kişinin doktora
görünmesine müsaade edilir. İngiliz ve Amerikalı askerlerin güçlü
olanları bu hakki kullanırken, Türkler, en ağır hastaları doktora
götürmüşlerdir.
Çinliler, meşhur beyin yıkama faaliyetine başlarlar. Bunu üç aşamada
gerçekleştirirler; sert davranış, aç ve susuz bırakma, ikram ve iyi
muamele ve son olarak da komünizmin anlatıldığı propaganda çalışması.
Bu faaliyetler sonunda birçok İngiliz ve Amerikalı esirin beyni
yıkanıp esaretten sonra ülkelerine dönmeyi reddedecek duruma
getirildikleri halde, bir tek Türk askerinde bu durum görülmemiştir.
AMERIKAN MC. CALL DERGISI SORUYOR
Yukarıdaki bilgileri Mc. Call Dergisi, kahramanları tarihleriyle
ayrıntılı bir şekilde anlatır. Sonunda da Amerikalı ebeveynlere,
pedagog, psikolog ve sosyologlara sorar:
"Anadolu bozkırının ortasında doğan, bin bir mahrumiyet içerisinde
yetişen Türk çocukları, bizim her türlü imkânları, konforu vererek
yetiştirdiğimiz çocuklarımızla aynı şartlar altında, aynı imtihanı
geçirdiler. Onlar muvaffak oldular. Bizimkiler birbirlerine ellerini
uzatmadılar. Birbirlerini korumasını bilmediler. Yalnız kendileri
için, bencilce yaşamanın örneklerini verdiler. Bu yüzden maddi
kayıpları oldu. Kızıllardan daha sonraki dönemde de iyi muamele
görünce, gevşediler ve çözüldüler. Onların rejimlerini beğendiler.
Ailelerini, vatanlarını unutup, oralarda kaldılar. Nedir bu Türk'ün
çözülmeyen kuvveti, gücünün sebebi? Nedir bu bizim cemiyetimizin
zayıflığının, çürüklüğünün sebebi?"
SEBEP
Türk ve Amerikalı askerlerin Çin esir kampında gösterdiği farklı
davranışın sebebini o günleri yaşayan bir Amerikalı çavuştan öğrendim:
"Hasta ve yaralılar ilk ağız da öldüler. Onları hiçbir inancı
olmayanlar takip etti, keza ne gariptir ki gençler daha çabuk yok
oldular.
Hiçbir zaman yurda dönme ümidini ve Allah'a bağlılığını kaybetmemiş
olan çavuş Schlichter ölenlerin ekserisinin pisipisine öldüğüne
inanıyordu.
Hiçbir şeye fazlasıyla inanmadan büyümüş insanlar vardır. Bunlar,
kiliseden, okuldan veya ebeveynlerinden bir inanç kazanmamışlardır.
Manevi güçleri yoktur. Düşman silahla yurda dönüş yolunu kesip, yaşama
imkânlarını ortadan kaldırınca bunlar şiddet ve korkuyla karşı karşıya
gelince kendilerine çeki düzen veremezler ve artik yasamak istemezler.
Kendilerine çeki düzen verebilenler, yaşamak azmini yitirmeyenler
kurtulabildiler. İnsanların yaşaması bazı inançlara bağlıdır. Bir
kısmı da sadece Çinlilerden nefret ettikleri için yasamaya
çalıştılar."
Elde edilen sonuçlar arasında şu konu gerçekten büyük önem
taşımaktadır: Amerikan esirlerinin % 50'si olduğu, İngiliz esirleri
arasında olum miktarı, bir zaman sonra İngiliz hükümeti tarafından
ciddi olarak ele alınmayı gerektirecek kadar fazla olduğu halde, pek
az sayıda Güney Koreli yok olmuştu. Türk esirlerinden ise hemen hemen
hiç ölen yoktu.
Disiplin, davranış ve teşkilatlanma noksanlığı birçok Amerikalının
ölümüne yol açmıştı. Bu maddi ve manevi şoktan kurtulabilmek için
büyük bir manevi güce sahip olmak, kendine güvendiği kadar
arkadaşlarına da güvenebilmek, bir önder etrafında kenetlenebilmek
gerekti. Kaya gibi duran İngiliz çavuşlar çok iyi mukavemet ettiler.
Buna karşı, birlik ve beraberlik inançları daha zayıf olan, genellikle
fabrika şehirlerinden toplanmış diğer askerler daha az dayandılar.
Fakat en iyi dayanan Türklerdi
Türkler, aynı genel kültüre, aynı bilgilere sahip tam anlamıyla
bağdaşık bir gruptu. Emir komuta zinciri hiçbir zaman bozulmadı.
Düşmana karşı daima aynı safta kaldılar ve bu nedenle de kurtulmayı
başardılar.
Türkler, esir kampında donunu çıkarmadan banyo yapıyor, yanında
zührevi hastalıktan bahsedildiği zaman utançtan yüzü kıpkırmızı
oluyordu.
Komünist muhafızlarla arası iyi olan bir onbaşıyı kendilerine kıdemli
seçen Amerikalılar gibi secim yapmamışlardı. Türkler arasında kıdeme
hürmet devam etmekteydi. Her sabah kıdemli olan vazife taksimi
yapıyordu. Suyu kimin getireceği, odunu kimin kıracağı, hastalara
kimlerin bakacağı hiçbir zaman problem olmuyordu. Hâlbuki Amerikalı
doktorlar, astsubaylar ve papazlar hastaları yedireceklere, kendine
hâkim olamayanları yıkayacaklara veya çalı çırpı getireceklere çok
defa yalvarıyorlardı, çoğunlukla da; "Sizin benden ne farkınız var,
kendin yapsana" cevabını alıyorlardı.
Muhafızlar, Türklerin en kıdemlisini, verilen emirleri yapmadığı için
cezalandırmakla bir şey kazanmıyorlardı. Zira kıdemde ikinci olan,
üçüncü olan ve hatta yüzüncü olan idareyi ele alıyor ve fakat tutumda
hiçbir değişiklik olmuyordu.
"Çinliler Türklerin de işbirliği yapmasını istedi. Fakat Türkler
işbirliğinde bulunmadılar. Çünkü her Türkün inancı kuvvetliydi".
Sorgusu sırasında birlik ve beraberliklerinin sebebini soran Çinlilere
bir Türk yüzbaşısı şu cevabi vermişti:
"Bu davranışların kökü, Türk askerinin kışladan aldığı askeri
terbiyeden evvel, evinde aldığı manevi Türk aile terbiyesine dayanır.
Biz disiplini anamızdan öğreniriz. Aile içerisinde uygularız.
Köylerimizdeki kahvelerde, camilerimizde bile davranışlarımızın özel
bir disiplini vardır."
Evet, Çin esir kampında Mehmetçik ile Coni arasındaki farklar ve
sebepleri bunlar. Faklılığın sebebi açıkça görülmüyor mu?
alıntıdır
KARŞITTEZ