Çingeneler

 

Kimler çingenedir?

Çingene adı altında toplanan bütün büyük etnik grupların listesi (Sınıflandırma bizzat Çingeneler tarafından yapılmış ve uzmanlar tarafından da kabul edilmiştir)

“Çingene kanı taşıdığını iddia eden üç ana grup bulunmaktadır: Kaldera, Gitano ve Manuşlar.

1. Kaldera Çingeneleri : Yalnız kendilerinin gerçek Çingeneler olduğunu iddia ederler. Adlarından da anlaşıldığı üzere, çoğu kazancılıkla uğraşmaktadır. Rumence’de kazanın adı caldera’dır. Önce Balkan Yarımadası’ndan çıkmışlar, sonra Orta Avrupa’dan Fransa’ya geçip beş kola ayrılmışlardır.

a. Lovariler : Macaristan’da uzun süre yaşadıklarından dolayı, Fransa’da Macar adıyla çağrılırlar.

b. Boybalar : Transilvanya’dan gelmişlerdir ve savaştan önce, evcilleştirilmiş hayvanlarla gösteri yapan Çingeneler’in çoğunluğunu oluşturmaktaydılar.

c. Luri ya da Luliler : Bugün de Firdevsî’nin anmış olduğu Hint kavminin adını taşırlar.

d. Çurariler : Diğer Kaldera Çingeneleri’nden ayrı olarak yaşarlar. Vaktiyle at alıp satan Çurariler, bugün kullanılmış araba alım satımıyla uğraşmaktadır.

e. Turko-Amerikalılar : Avrupa’ya gelmeden önce, Türkiye'den Amerika Birleşik devletleri’ne göç etmiş oldukları için kendilerine bu isim verilmektedir.

2. Gitanolar : Kendilerine yalnızca İspanya, Portekiz, Kuzey Afrika ve Güney Fransa’da rastlamak  mümkündür. Dış görünüşleri, lehçeleri ve gelenekleriyle Kalderalılar’dan ayrılırlar. Kendi içlerinde İspanyol ya da Endülüslüler ve Katalonyalılar diye ayrılırlar.

3. Manuşlar : Orta Avrupa’daki Çingeneler’dir. Muhtemelen İndus kıyılarından geldikleri için, kendilerine Sinti de denmektedir. Üç alt gruba ayrılırlar.

3.a. Valsikanlar ya da Fransız Sintileri: Pazarcılık yapar ve sirklerde çalışırlar.

3.b. Gaygikanlar  ya da Alman, Alsalsı Sintiler : Bunlar çoğu kez, Çingene olmayan, ancak aynı gelenek ve göreneklere göre yaşayan Avrupalı göçebelerle karıştırılmaktadır.

3.c. Piemontesliler ya da İtalyan Sintileri : Örneğin İtalya’nın tanınmış ailelerinden Buglioneler bu gruba girmektedir.

Bu üç grubun dışında İngiltere, İrlanda ve İskoçya’da yaşayan Gypsieler, Kaldera, Manuş ve Tinkerler’e benzerler. Bunlar gezginci kazancılardır ve Çingene asıllı olup olmadıkları kesin değildir.

Bütün bu ayrımlar elbette keyfidir. Bu gruplardan her biri yalnız kendilerinin gerçek Çingene olduğunu iddia eder ve diğer grupları kendilerinden aşağı görür. Her grubun kendi lehçesi, kendi yasaları ve gelenekleri bulunmaktadır. Ancak, Çingene kavimleri konusunda her bir grubun kendine özgü bir sınıflandırma tasarımına sahip olması çok daha önemlidir.

Kendi kavimlerinin mensupları dışındaki insanları nitelendirmek için, genellikle onların meslekleri belirtilir. İşte böylece Ursariler, yani ayı oynatıcılarından söz edilir. Örnek olarak, Romanya’daki değişik Çingene gruplarının bir listesi verilmektedir. Bu isimler, oldukça farklı bir lonca oluşturan Laieşi ve Ursari Çingenelerince kullanılmaktadır:

Blidariler, ahşap mutfak araç gereci yapıp satar.

Chivutseler, bunların karıları badanacıdır ve dolayısıyla oturdukları evlerin dış cephelerini her yıl yeniden boyamakla görevlidirler.

Ciobatoriler, ayakkabı yapımı ve onarımıyla uğraşırlar.

Costorariler, kalaycıdır.

Ghilabariler, çalgıcıdırlar.

Lautariler, çalgıcı ve lüt yapımcısıdırlar.

Ligurariler, ahşap ve araç gereçler yapıp satarlar.

Meshteri Lacatuşiler, çilingirdirler.

Rudariler, ahşap araç ve gereç yaparlar.

Salaboriler, duvarcıdırlar.

Vatraşiler, çiftçi ve bahçıvandırlar.

Zlatariler, ırmak kıyılarında altın ararlar.

Bu liste henüz tam değildir. Popp Serboianu, on dört ayrı Rumen Çingene grubundan söz etmektedir. Ancak bunlar da yine listenin tamamı değildir.”

(Hermann Berger, Çingene Mitolojisi)

 

Çingenlerin adı ve vatanı

“Daha başka birçok dilde benzer biçimlerde söylenen (Almanca) Zigeuner sözcüğü (Macarca Czigány, Rumence Cigánu, Fransızca Tsigane, İtalyanca Zingaro, Türkçe Çingene v.b.) bugüne kadar kesin olarak açıklanamamıştır.(1) Aynı sıklıkta kullanılan (Almanca) Ägypter kavramı (İspanyolca gitanos, İngilizce gypsies, Yunanca gifti, Arnavutça Evgit v.b), Çingeneler’in Avrupa’da ilk kez ortaya çıktıkları sıradaki kendi beyanlarına dayanır.

Çingeneler kendilerine Rom, dişil Romni, dillerine ise Romani der. Bir cins isim olan bu sözcük ‘adam, insan’ anlamına gelmekte olup, bugün hâlâ Hindistan’da rastlanan düşük bir kastın adı olan Sanskritçe Domba sözcüğünden türetilmiştir. (Hindu dilinde domb, dişil domnï, Pencapça dũm v.b.). Ayrıca Manuš (< Skt. mãnuşa ‘insan’), Sende, Sinde(2) (belki de  < Skt. Saindhava ‘eski Hint eyaleti olan Sindh’den gelme) ve Kalo (siyah) sözcükleri de kullanılmaktadır. (3) Kuzey Almanya ve İskandinavya’da, Çingeneler’e yer yer bugün de Tatern (Tatarlar) denmektedir.

Çingeneler’in vatanı konusunda uzun bir süre yalnızca tuhaf tuhaf tahminler ortalarda dolaştıktan sonra, 18.yy.’ın sonuna doğru, dillerinden hareketle onların vatanının Hindistan olduğu kesin bir biçimde saptanabilmiştir.(4) Romani’nin temelinde, Hint-Ari dillerinin (Hindu dili, Racastanca) merkez grubu içinde yer alan –ve bugüne kadar hep iddia edildiği üzere Kuzeybatı Hindistan’da yerleşik olmayan- bir Orta Hindistan lehçesi yatmaktadır.(5) Bu lehçenin gramer yapısı tümüyle Hint-Ari dillerine özgü özellikler, ses bilgisi ise M.Ö. 300 yılında kağıda dökülmüş olan Pali’de dahi artık rastlanmayan tuhaf eskilikler içermektedir. Böylesine eski bir tarihte göç ettikleri varsayımından daha çok, burada yerel eksikliklerin söz konusu olduğundan yola çıkmak gerekir. Yazılı dillerin geliştiği durumlarda da, bu eskilikler ücra bölgelerde muhafaza edilmiştir. Günümüzde, Romani çok sayıda lehçe ve ağza ayrılmış bulunmaktadır.(6)

Hintçe’nin konuşulduğu bölgeden ayrılış tarihi konusunda yalnızca belirsiz tahminlerde bulunulabilir. Firdevsî’nin Şeyhnamesi’nde (yaklaşık M.S. 1000), betimlemeye göre Çingeneler’e çok benzeyen göçer bir kavim olan Luriler’den söz edilmesi, terim olarak bir ante quem olsa gerek. Buna göre Luriler, M.S. 420 yılında 12 bin kişiyle Hindistan’ı terk etmiş ve daha sonra başka yolculuklara çıkmışlardır.(7) Çingeneler’in Avrupa’ya ve oradan da Yeni Dünya’ya yayılmaları 15. yüzyılın başlarında gerçekleşmiştir.

Bu konudaki ilk belgeler 1416 yılına ait olup, yer Transilvanya’da Kronstadt’dır. Takip eden yıllarda, pek çok Avrupa kentine ait Kroniklerde, kendilerine Hıristiyan hacı süsü veren ve Mısır’dan geldiklerini iddia eden Çingene gruplarının ziyaretinden bahsedilmektedir.(8) Bu dolaysız tarihi belgelerin öncesinde, Çingeneler’in göç yolları hakkında bize Romani’nin temel söz varlığı bazı bilgiler vermektedir. Bu dilde bulunan Yunanca sözcüklerin oranı oldukça çoktur; ayrıca Farsça ve Ermenice’den de çok sayıda sözcük geçmiştir. Romani’ye benzer dilleri olan Çingene kavimlerine, bugün Ermenistan(9) ve Suriye’de(10) hâlâ rastlanmaktadır. Bronz işçilik sanatını Avrupa’ya getirmiş olanların, metaller ve demircilik konusunda bilgili Çingeneler olduğu yolundaki aşırı cüretkâr hipotezler –her ne kadar buna benzer tahminler yüz yıldan da daha önce  (1843 yılında Bataillard tarafından) ortaya atılmış ve kısa bir süre önce (F. De Ville) tarafından yeniden ele alınmışsa da- sırf filolojik ve kronolojik nedenlerden ötürü dikkate alınamaz.

Bugün, yeryüzündeki Çingeneler’in sayısını saptamak oldukça güçtür; tahmini olarak bu sayı Avrupa için 500 bin ile bir milyon kişi arasındadır.(11) Geçimlerini, her ülkede olduğu gibidilencilik ve hırsızlığın dışında, demircilik, falcılık, müzik ve dens, at alım satımı, ayı oynatıcılığı, çerçilik v.b. ile sağlamaktadırlar. Bu arada, kavimlerin pek çoğu bu sayılan faaliyet alanlarından yalnızca birinde uzmanlaşmıştır.(12) Avrupa’da ortaya çıkmalarından kısa bir süre sonra, değişim ülkelerde kısmen acımasız takiplere maruz kalmışlar, daha sonra da kendilerini Nazi Almanyası’ndaki toplama kamplarında buluvermişlerdir. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonraki dönemde Çingeneler’in karakteristik özellikleri gittikçe daha fazla yok olmuştur. Gelişen sanayileşme sonucu Çingeneler’in gleneksel geçim kaynakları da sınırlanınca, misafir oldukları halkların kültürüne tümüyle asimile olmaları, zamanın akışı içinde kendiliğinden tamamlanacak gibi görünmektedir. Üstelik son zamanlarda bu asimilasyon süreci, Çingeneler’in isteksizliğinden çok, yerleşik düzende yaşayanların geleneksel şüphecilikleri sonucu uzuyor izlenimi uyandırmaktadır.(13)”

(1)   Dokuzuncu yüzyılda Frigya ve Likya’da yaygın olan bir Samariter Tarikatı’nın adı olan Athingani sözcüğünden türemiş olması, en
       yaygın açıklama biçimidir. (Millosich, Mundarten (Lehçeler), IV, s.55)
(2)   Örneğin Orta Avrupa’da yaşayan Çingeneler, çoğu kez Alman, Fransız ve İtalyan Sintileri olmak üzere üç ana gruba ayrılmaktadır.
(3)   Bkz. Arnold, Zigeuner (Çingeneler), s.13.
(4)   J.C.C. Rüdiger, Von der  Sprache und Herkunft der Zigeuner aus Indien. Neuester Zuwaachs der deutschen und allgemeinen
       Sprachkunde in eigenen Aufsätzen, Bücheranzeigen und Nachrichten (Çingenler’in ve Dillerinin Hindistan’dan Türeyişi Üzerine. Özgün
       Denemeler, Kitap Tanıtımları ve Raporlarda Alman ve Genel Dilbilgisinin Birikimi), birinci kısım, Leipzig 1782, s.37-84.
       Systematischer Nachweis bei A.F. Pott, Die Zigeuner in Europa und Asien. Ethnogr. –linguist. Untersuchung, vornehmlich über Herkunft
       und Sprache, nach gedruckten und ungedruckten Quellen (a.F.Pott’un Sistematik Çalışması. Yayımlanmış ve Yayımlanmamış
       Kaynaklara Göre Avrupa ve Asya’daki Çingeneler. Etnografik ve Dilbilimsel Araştırma. Özellikle Çingenelerin kökeni ve Dilleri Üzerine),
       I-II, Halle 1844-1845. Bkz. Wolf, Wörterbuch (Sözlük) s.16.
(5)   Bkz. R.L.Rurner, The Position of Romani in Indo-Aryan = Gypsy Lore Society Monographs (Hint-Ari Dillerinde Roman Dilinin Yeri), no.4
       (1927).
(6)   Bkz. Franz Miklosich, Über die Mundarten und Wanderungen der Zigeuner Europas (Avrupa’daki Çingenler’in Lehçeleri ve Göçleri
       Üzerine), 1872; J. Sampson, JGLS üçüncü seri, c. II, s.156.
(7)   Bkz. Jules Bloch, Les Tsiganes (Çinganlar), s.25-27.
(8)   Bkz. A.A. Colocci, Gli Zingari, Storia d’un popolo errante, Torino 1889, s.35. S.A. Wolf, Wörterbuch (Sözlük), s.14-16.
       Bkz. Th.Münster, Zigeuner-Saga (Çingene Söylenceleri), Freiburg 1974, s.105.
(9)   F.N. Finck, Die Sprache der armenischen Zigeuner = Mémoires de l’Académie Imp. Des sciences de St. Petersbourg (Ermenistan’daki
       Çingeneler’in Dili), ser. VIII, c.VIII, no.5.
(10) R.A.S.Macalister, The Language of the Nawar or Zutt, the Nomad Smiths of Paletsine. = Gypsy Lore Society, Monographs 3 (o.J.).
       Bkz. J. Bloch, Les Tsiganes (Çiganlar), s.18.
(11) E.Pittard, Cibe adlı dergide (Ciba Firması’nca çıkarılan bir dergi, Basel, 3.yıl, no. 31, s.1052) şu tahminlere yer vermektedir: 600 bin
       (Miklosich, 1872 yılı itibariyle), 1.000.000 (Revue Encyclopédique 1832), Balkan Yarımadası’nda 150 bin-200 bin (Ami Boué 1840), 779
       bin (Guido Cora 1895); Çingene yazar Matéo Maximoff’da bu sayı 2 milyondur (Zigeuner, Wanderndes Volk auf der Strasse)
       (Çingeneler, Sokaklardaki Göçer Halk), Zürih 1959, s.10)
(12) P.Şerboianu’nun ayrıntılı açıklamaları, Les Tziganes (Çingeneler), Paris 1930, s. 33 (Almancası Zürih 1954).
(13) Bkz. L.Jochimson, Zigeuner heute. Untersuchung einer Aussenseitergruppe in einer deutschen Mittelstadt (Bugünün Çingneleri. Orta
       Büyüklükte Bir Alman Kentindeki Marjinal Bir Grubun İncelenmesi, (Stuttgart 1963).

(Hermann Berger, Çingene Mitolojisi)

 

5 ve 6 Mayıs sabahı Edirneli Çingeneler'in Kakava (Kazan) Bayramı, Belgradlı Yönetmen Emir Kusturica'nın "Çingeler Zamanı" adlı filmindeki gibiydi. Kakava, bu yıl da Çingeneler'in hayallerini gün ışığına çıkardı. Baharın gelişini kutladılar, Tunca Nehri'nde yıkanarak kötülüklerden arındılar. İş, araba ve ev istediler. Evlilik çağındaki genç kızlar da bembeyaz gelinlikler giydiler.
Edirneli Çingeneler, baharın gelişini kutladıkları Kakava Bayramı'nda, Kırkpınar Yağlı Güreşleri'nin yapıldığı tarihi Sarayiçi'ni çınlattı. Esmer vatandaşlar, davul zurnanın ritmiyle kıvrak danslarını birleştirirken yediden 70'e tüm Çingeneler, kışın kasvetinden kurtulmanın mutluluğuyla ritim tuttular.
Geçtiğimiz aylarda seçilen 48 yaşındaki Çeribaşı Hüseyin Bıçakçıoğlunun melekleri Oya ve Zehra Özçakır ile Songül Kahramanlı birer Asena ve Sibel Barış adayıydı. Ama onlar Kültür Bakanlığı'nın devlet sanatçısı seçtiği Mehmet Ali Körüklü ve kızlarının oluşturduğu Roman Halk Dansları topluluğunu çoktan rakip olarak seçmişti. Kendilerine özgü kırmızı, parlak kıyafetleriyle coşan melekler, "Bizi de devlet sanatçısı yapın" diye haykırıyor. Çeribaşı'nın melekleri arasına karışan dört yaşındaki Melike Bıçak da kıvrak kıvrak dans ediyor. Esmer vatandaşların beden dillerinin genetik olduğunu gözler önüne seriyor. Elinde kocaman tespihi ile dolaşan Çeribaşı Hüseyin Bıçakçıoğlu ise öfkeli. Kendisinin seçimle gelmiş ilk çeribaşı olduğunu belirterek halkına şöyle sesleniyor: "Bayramımızı kutluyoruz. Pilavınızı yaptırdım. Ateşinizi yaktım. Siz de benim arkamda olun."
Dedelerin dansı
Sarayiçi'ni dolduran Çingeneler, baharı kutlamak için evlerinden çıkarken keçilerini de evde bırakmadı.
Türkiye Yardımlaşma Vakfı Yalova Şubesi'nden bir otobüsle Kakava Şenlikleri için Edirne'ye 46 kişilik bir grup geldi. Davullu zurnalı ekip, solo konser verdi. Yıllardır Kakava'yı kaçırmadıklarını belirten Yalovalılar, müziğin ritmi artınca çingeneler arasında göbek atma yarışı başladı.
70 yaşındaki delikanlıları bahar çarpıyor. Rumeli türküleriyle coşuyor, mahalli sanatçı Ali Akartürk'ün seslendirdiği şarkılarla dans ediyorlar. Alkol almayı da ihmal etmeyen dedeler, "Hayat böyle daha güzel. 70 yaşında da mutluyuz" diyorlar.
Ateşle dans
Kakava ateşini, Çeribaşı Hüseyin Bıçakçıoğlu yakıyor. Çingeneler'in coşkusu artıyor. Ateşin etrafı kuşatılıyor. Bu kez dans ateşin başında. Çingeneleri alevler bile durduramıyor, ateşin üstünden atlıyorlar. Kazanlar dolusu pilavın da dağıtıldığı şenlik, Sarayiçi karnavalı'na dönüşüyor.
Hıdrellez sabahı saat 05.00'te sabah namazıyla birlikte daha gün ağarmadan uyanıyor Çingeneler. geleneksel tören için yine Sarayiçi'nin yolu tutuluyor. Kanuni Köprüsü, güneşin doğuşunu izlemeye hazırlanırken Romanlar'ın gittikçe yaklaşan sesleri duyuluyor. Ortaya da çok ilginç manzaralar çıkıyor.
Gelinlik giydiler
Köprüden ilk olarak taligaya (At arabası) binmiş gençler, adeta bir seremoni eşliğinde geçti. Ardından bir insan seli yaşandı. Genç kızlar hayallerini süsleyen erkeğe kavuşabilmek ve kendilerine iyi bir eş bulabilmek için bembeyaz gelinliklerle Tunca Nehri kıyısına geldi. Gelinlikleri genç kızların dışında minicik kız çocuklarının da giymesi dikkat çekti. Sekiz yaşındaki Seher'in annesi Cemile Kırbıyık, "Bu bizim geleneğimiz, kızım için iyi bir koca şimdiden diliyorum. Hayalleri bu gelinlik kadar temiz olsun" dedi. 19 yaşındaki Sibel Adlığ ise köprüden göbek ata ata geçti. Adlığ bağırarak "Fotoğrafımı çekin. Güzelliğimi görsünler. İyi bir koca bulmak isyorum" dedi. 14 yaşındaki Menekşe Fırtına ise giydiği gelinlik ve başına taktığı pembe eşarpla Çingeneler'in gözdesi oldu. Menekşe Fırtına "Türkiye güzeli olmak istiyorum" dedi.
Damat bir genç kız
Evlerinden gecelikleriyle çıkan kadınlar bile vardı. En ilginç manzarayı ise erkek kılığına girerek damat olan 17 yaşındaki Yeliz Demir ve 15 yaşındeki gelin Ayşe Akın oluşturdu. Damat Yeliz Demir, kendine siyah kalemle çizdiği bıyıkları ve elinden hiç düşürmediği şarap şişesiyle "Taş fırın erkeği" gibiydi. Kalbindeki sevgiyi, gelinin yanağına koyduğu öpücükle ifade etti. Damat Yeliz, neden erkek kılığına girdiğini "Gelini yanlız mı bıraksaydım. Nereden bulacak benim gibi damat" diye açıkladı. Çingeneler, haklarında çıkarılan rivayeti "Teneke tıkırtısına bile oynadıklarını" sabahın ilk saatlerindeki enerjileriyle bir kez daha kanıtladı. Hem göbek attılar hem kahkaha.
Tunca Nehri Ganj gibi
Hıdrellez sabahı bir yıl boyunca yaşanan tüm kötülüklerden arındıklarına inanan Çingeneler, güneşin ilk ışıklarıyla Tunca Nehri'nden bidon ve şişelerle aldıkları sularla yıkandılar. Kimisi ayaklarını yıkarken, kimisi de ellerini ve yüzlerini yıkayarak yeni yıl için dilek tuttular. Kötülüklerden arındılar. Erkekler ise sabahın o saatlerinde buz gibi nehre girdiler.
Biz de dilek diledik
Evlerinin kapılarına asmak için ağaç dalları koparan Çingeneler, mutlu ve arınmış olarak evlerinin yolunu tuttular. Giderken bize de nehirden su alıp üzerimize dökmemizi söylediler. "Kışın uyuşukluğundan kurtulun. Bahar geldi. Tüm kötülükleri geride bırakıp en güzel dileklerinizi dileyin." Biz de onları kırmadık. nehirde ellerimizi yıkayıp gazetemizin önümüzdeki yıl daha da başarılı olması için dilek diledik.
Kazan Bayramı
Edirneli tarihçi Oral Onur, Çingeneler'in Kakava Bayramı'nın 1870'li yıllara dayandığını, Fransız bir yazarın Fransızca ve Rumeli Rumcası ile kaleme aldığı "Çingenelerin Hayatı" adlı kitabında Kakava'yı anlattığını söylüyor. Onur, Kakava'nın aslının Kakkava olduğunu, Türkçe'de "Kazan" anlamına geldiğini belirterek hikayesini anlatıyor. "Çingeneler 5 Mayıs'ta toplanarak Kazan Bayramı'nı kutluyor. Kalaycılıkla geçinen Çingeneler, havalar ısınınca su kenarında toplanıyor. Kalay işlerini bitince de nehir kenarında güneşe doğru dönerek ellerine aldıkları suyu üslerine serpiyorlar ve dua ediyorlar. Ateş yakıyorlar, dilek diliyorlar. Sonraları Kazan Bayramı, bahar coşkusuna dönüşüyor."

 

 

Çingeneler ve yolculukları

"Beni Ayakta Gömün",
hem bir halkın tarihi
hem de yazarın bu halkın
gizlerini aydınlatmak için
yürüttüğü kişisel araştırmanın hikâyesi.

Çingeneler, Avrupa’da bugüne kadar geleneksel olarak en aşağı sınıftan kimseler olarak görüldüler, başka bir deyişle Avrupa’nın "parya"sı oldular. Ortaçağ Romanya’sında bir Çingene genellikle bir domuz fiyatına eşya gibi alınıp satılırdı. 18. yy.’da Prusya’da, 18 yaşını geçmiş Çingeneler yalnızca sürdürdükleri gezginci hayat tarzının yasadışı olması nedeniyle mahkemeye çıkarılmadan asılıyorlardı. Naziler, doğuştan suçlu oldukları gerekçesiyle Çingeneleri yok etmeyi hedeflemişlerdi; 500 binden fazla Çingene, Nazi kamplarında ölmüştü.
Böylesi keder yüklü bir geçmişi olan bu "su katılmamış yabancılar"ın, yazar Isabel Fonseca onları böyle adlandırıyor, bütün gadjelere (Çingene olmayanlar) karşı ihtiyatlı davranmaları hiç de şaşılacak bir şey değil. Londra’da yaşayan Macar Yahudisi bir anne ve Latin Amerika kökenli bir babadan doğan Fonseca, binbir özenle öğrendiği Romanca’yı, yani Çingene dilini, yeryüzüne yayılmış ve hiçbir memleketi olmayan 12 milyon nüfuslu bir halkı anlamak için kullanmış. Beni Ayakta Gömün, hem bir halkın tarihi hem de yazarın bu halkın gizlerini aydınlatmak için yürüttüğü kişisel araştırmanın hikâyesi.
Sâmi ırkından gelenlere benzeyen görünüşleri yüzünden, Avrupalılar Çingenelerin Arap olduğunu düşündü (zaten Çingene [Gypsy] kelimesinin kendisi de Mısırlı [Egyptian] kelimesinin bozulmuş halidir). Fonseca, bu konuda uzman olan kişilerin üzerinde uzlaştığı, Çingenelerin İran’a gitmek üzere kuzey Hindistan’daki memleketlerini terk ettikleri tezini kabul ederek, 10. yüzyılda büyük olasılıkla köle olarak batıya doğru yol aldıklarını söylüyor. Yaygın kanının tersine, birlikte yaşadıkları insanların önyargıları ve verdikleri gözdağı yüzünden yerlerinden edilmedikleri sürece Çingenelerin çoğu gezgin değil. İçinde yaşadıkları avluların bakımsızlığına rağmen Çingeneler, temizlik konusunda ritüellere sahip olacak kadar çılgındırlar, diye yazıyor Fonseca. Arnavutluk’ta Çingene bir ailenin yanında kaldığı süre boyunca, katıksız bir gadja olarak kendini yıkamasının uygun görülmediğini anlatıyor. Gerekli ovalama işini onun yerine iki genç kız gerçekleştiriyordu.
Hilekâr oldukları düşünüldüğü için, Doğu Avrupa’da komünizmin çökmesinden sonra Çingenelere karşı duyulan eski nefret ne yazık ki yeniden hortladı. Çaresizlik içindeki binlerce Doğu Avrupalı Çingene Batıdan sığınma talep etti. 1992 yılında Almanya ve Romanya arasında yapılan anlaşmadan sonra, Alman mülteci kamplarındaki Rumen Çingeneleri, uyruğunda oldukları ülkelere geri dönmemek için kimlik kartlarını yok etmişlerdi ama yine de sınır dışı edilmişlerdi.
Çingenelerin tarihi, ne yazık ki, kitap içindeki birkaç bölüme yayılmış olsa da (belki de yazar, üzücü hikâyeleri bir karavanın arkasında bıraktığı izler kadar karmakarışık olan bir halkı anlatmak için böyle bir yol seçti), "Beni Ayakta Gömün", insanın ilgisini canlı tutan bir özen ile, yalın ve zarif bir dille yazılmış. Fonseca’nın dikkate alınmayan bir halk üzerine dikkatleri çekmek için harcadığı çaba kesinlikle başarılı olmuş. Yazar, kitabını yeni yeni ortaya çıkmaya başlayan seçkin bir Çingene topluluğunun Avrupa’daki hakim siyasetin içine adım attığını söyleyerek sonlandırıyor.

 

Çingeneler MEB’e savaş açtı
Çingenelere yönelik Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) başta olmak üzere Kültür Bakanlığı, Türk Dil Kurumu (TDK) gibi devlet yayınlarında gerçekle ilgisi olmayan aşağılayıcı, suçlayıcı bilgiler Çingeneleri harekete geçirdi. MEB, TDK, Kültür Bakanlığı ile görüşen araştırmacı-yazar Mustafa Aksu, Kültür Bakanlığı’nın “Türkiye Çingeneleri” adlı bir kitabını toplatmayı başardı. Aksu, şimdi MEB ve TDK yayınlarındaki Çingeneleri aşağılayıcı ifadelerin kaldırılması için yargıya başvurmaya hazırlanıyor.

İHD Genel Merkezi’nde basın toplantısı düzenleyen Mustafa Aksu, devletin Çingenelere bakışının gerçekle ilgisi olmayan, suçlamalara dayandığını belirterek, özellikle sözlük ve ansiklopedilerinde Çingeneleri aşağılayıcı, suçlayıcı ifadeler yer aldığı için MEB’nden şikâyetçi oldu. Çingenelerin hırsızlık, çocuk-kadın kaçırma, fuhuş yaptıklarına ilişkin asılsız suçların, onların kendilerini gizlemelerine neden olduğunu ve Türkiye’de Çingenelerin dillerinin bu nedenle yok olduğunu anlatan Aksu, “Çingeneler, inançsız, kötü kişiler suçlamalarına maruz kalmamak için kimliklerini gizlemişler, dillerini kullanmamışlardır” dedi.

Aksu, Çingenelere yönelik suçlamaların hurafelerden ve resmi yayınlardan kaynaklandığını kaydederek, MEB, Kültür Bakanlığı, TDK’nın Çingeneleri suçlayıcı, Çingene toplumunu aşağılayıcı yayınları ile mücadele ettiğini söyledi. Kültür Bakanlığı’nın Atatürk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nden Doç. Dr. Ali Rafet Özkan’ın Çingeneler üzerine yaptığı doçentlik tezini bastığını belirten Aksu, girişimleri sonucu, bilimsel olmayan, Çingeneler hakkında hurafelere dayanan bilgiler içeren kitabın toplatılmasını sağladığını ifade etti. Aksu, kitapta 15 ilde Çingenelerin yaşadığı mahallelerin isimleri verilerek, “Buralarda yaşayan Çingeneler, hırsızlık, gasp, fuhuş yapıyor. 11 karısı olan Çingene var. Çingeneler pis, ilkel, sosyal ve kültürel seviyeleri düşük, eğitimsiz” gibi gerçekle ilgisi olmayan bölümler olduğunu aktardı. Kültür Bakanı İstemihan Talay ile görüşmelerinin ardından kitabın toplatıldığını ve incelemeye alındığını dile getiren Aksu, MEB ve TDK yayınlarındaki Çingenelerle ilgili asılsız bilgilerin çıkarılması için yargıya başvuracağını söyledi ve “Biz ayrı bir devlet istemiyoruz. Bu asılsız suçlamalar ile toplumlar arasında barış bozulur” dedi.

Çingenelere çifte baskı


İHD Genel Sekreteri Selahattin Esmer ise Çingene sorununun Türkiye’ye özgü olmadığını, Avrupa’da da Çingenelerin büyük sorunlar yaşadığını vurgulayarak, Çingenelerin kendi dilleri, kültürleri olan bir azınlık olduklarını kaydetti. Çingenelerin azınlıklar hiyerarşisinin en altında bulunduklarını vurguladı.
Esmer, Kosova’da Sırplar ve Arnavutlar çatışırken hem Sırplar’ın hem de Arnavutlar’ın Çingenelere baskı yaptığını ifade ederek, Çingenelerin hem devletten gelen hem de diğer azınlıklar ve toplumlardan gelen baskı ve ayrımcılıkla karşılaştıklarını söyledi. Esmer, Çingenelere de diğer azınlıklara verilmesi gereken hakların verilmesi gerektiğini vurguladı.

 

12 yaşındaki Çingene kız zorla evlendirildi

27 Eylül 2003 —  Ailesi tarafından törene geri götürülen Ana Maria, evlenmek istemediği 15 yaşındaki eşiyle zorla dünya evine sokuldu.

12 yaşındaki Ana Maria Cioaba yaşıtları gibi okula gitmek ve arkadaşlarıyla eğlenmeye devam etmek istiyordu. Ancak babası Romen Çingenelerinin Kralı Florin Ciyoba onu 15 yaşında hiç hoşlanmadığı biriyle evlenmeye zorladı.
Kralın düğününe gelen yüzlerce ziyaretçi ve aile üyeleri düğün töreni için Ana Maria’yı hazırladı.
Ancak evliliği kabul etmek istemeyen 12 yaşındaki Ana Maria tören için kiliseye geçildiğinde kaçmayı denedi.
Ancak daha sonra ailesi gelini törene geri dönmeye ikna etti. Ve tören kaldığı yerden devam etti.

Yaklaşık üç milyon çingenenin yaşadığı Romanya’da çingeneler arasında çocuk yaşlarda evlilik çok sık görülüyor. Ülkede kızlar için yasal evlilik yaşı 16, ancak yetkililer bu tür evlilikleri görmezden geliyorlar.

2 Ekim 2003 —  Romanya hükümeti gelen baskılar nedeniyle düğün hakkında bir soruşturma başlattı. 12 yaşındaki Ana Maria’nın , arkadaşlarıyla oynamaya devam etmek isterken, kendisini Romanya çingenelerinin kralı ilan eden babası tarafından zorla evlendirilmesinin yolaçtığı tartışma sürüyor. Yasalara aykırı olmasına karşın çingeneler arasında sık sık gerçekleşen küçük yaşta evliliklere göz yuman Romanya hükümeti, ülke içinden ve uluslararası toplumdan gelen baskılar karşısında, düğün hakkında soruşturma başlattı.

Kızını evlenmeye zorlayan Florin Ciyoba, geleneklere saygı gösterilmesini isteyerek düğünü savunurken, yetkililer soruşturma kapsamında aile üyelerinden ifadelerini aldı. Yetkililer Ana Maria’nın 15 yaşındaki eşiyle cinsel ilişkiye girdiğinin anlaşılması halinde, küçük kızın şu anda yaşadığı damadın ailesinin evinden alınacağını bildirdi.
Evliliği kabul etmek istemeyen Ana Maria tören için kiliseye geçildiğinde kaçmayı denemişti. Ancak daha sonra ailesi gelini törene geri dönmeye ikna etmişti

 

www.cingene.org

Kimler çingenedir?

Çingene adı altında toplanan bütün büyük etnik grupların listesi (Sınıflandırma bizzat Çingeneler tarafından yapılmış ve uzmanlar tarafından da kabul edilmiştir)

“Çingene kanı taşıdığını iddia eden üç ana grup bulunmaktadır: Kaldera, Gitano ve Manuşlar.

1. Kaldera Çingeneleri : Yalnız kendilerinin gerçek Çingeneler olduğunu iddia ederler. Adlarından da anlaşıldığı üzere, çoğu kazancılıkla uğraşmaktadır. Rumence’de kazanın adı caldera’dır. Önce Balkan Yarımadası’ndan çıkmışlar, sonra Orta Avrupa’dan Fransa’ya geçip beş kola ayrılmışlardır.

a. Lovariler : Macaristan’da uzun süre yaşadıklarından dolayı, Fransa’da Macar adıyla çağrılırlar.

b. Boybalar : Transilvanya’dan gelmişlerdir ve savaştan önce, evcilleştirilmiş hayvanlarla gösteri yapan Çingeneler’in çoğunluğunu oluşturmaktaydılar.

c. Luri ya da Luliler : Bugün de Firdevsî’nin anmış olduğu Hint kavminin adını taşırlar.

d. Çurariler : Diğer Kaldera Çingeneleri’nden ayrı olarak yaşarlar. Vaktiyle at alıp satan Çurariler, bugün kullanılmış araba alım satımıyla uğraşmaktadır.

e. Turko-Amerikalılar : Avrupa’ya gelmeden önce, Türkiye'den Amerika Birleşik devletleri’ne göç etmiş oldukları için kendilerine bu isim verilmektedir.

2. Gitanolar : Kendilerine yalnızca İspanya, Portekiz, Kuzey Afrika ve Güney Fransa’da rastlamak  mümkündür. Dış görünüşleri, lehçeleri ve gelenekleriyle Kalderalılar’dan ayrılırlar. Kendi içlerinde İspanyol ya da Endülüslüler ve Katalonyalılar diye ayrılırlar.

3. Manuşlar : Orta Avrupa’daki Çingeneler’dir. Muhtemelen İndus kıyılarından geldikleri için, kendilerine Sinti de denmektedir. Üç alt gruba ayrılırlar.

3.a. Valsikanlar ya da Fransız Sintileri: Pazarcılık yapar ve sirklerde çalışırlar.

3.b. Gaygikanlar  ya da Alman, Alsalsı Sintiler : Bunlar çoğu kez, Çingene olmayan, ancak aynı gelenek ve göreneklere göre yaşayan Avrupalı göçebelerle karıştırılmaktadır.

3.c. Piemontesliler ya da İtalyan Sintileri : Örneğin İtalya’nın tanınmış ailelerinden Buglioneler bu gruba girmektedir.

Bu üç grubun dışında İngiltere, İrlanda ve İskoçya’da yaşayan Gypsieler, Kaldera, Manuş ve Tinkerler’e benzerler. Bunlar gezginci kazancılardır ve Çingene asıllı olup olmadıkları kesin değildir.

Bütün bu ayrımlar elbette keyfidir. Bu gruplardan her biri yalnız kendilerinin gerçek Çingene olduğunu iddia eder ve diğer grupları kendilerinden aşağı görür. Her grubun kendi lehçesi, kendi yasaları ve gelenekleri bulunmaktadır. Ancak, Çingene kavimleri konusunda her bir grubun kendine özgü bir sınıflandırma tasarımına sahip olması çok daha önemlidir.

Kendi kavimlerinin mensupları dışındaki insanları nitelendirmek için, genellikle onların meslekleri belirtilir. İşte böylece Ursariler, yani ayı oynatıcılarından söz edilir. Örnek olarak, Romanya’daki değişik Çingene gruplarının bir listesi verilmektedir. Bu isimler, oldukça farklı bir lonca oluşturan Laieşi ve Ursari Çingenelerince kullanılmaktadır:

Blidariler, ahşap mutfak araç gereci yapıp satar.

Chivutseler, bunların karıları badanacıdır ve dolayısıyla oturdukları evlerin dış cephelerini her yıl yeniden boyamakla görevlidirler.

Ciobatoriler, ayakkabı yapımı ve onarımıyla uğraşırlar.

Costorariler, kalaycıdır.

Ghilabariler, çalgıcıdırlar.

Lautariler, çalgıcı ve lüt yapımcısıdırlar.

Ligurariler, ahşap ve araç gereçler yapıp satarlar.

Meshteri Lacatuşiler, çilingirdirler.

Rudariler, ahşap araç ve gereç yaparlar.

Salaboriler, duvarcıdırlar.

Vatraşiler, çiftçi ve bahçıvandırlar.

Zlatariler, ırmak kıyılarında altın ararlar.

Bu liste henüz tam değildir. Popp Serboianu, on dört ayrı Rumen Çingene grubundan söz etmektedir. Ancak bunlar da yine listenin tamamı değildir.”

(Hermann Berger, Çingene Mitolojisi)

 

Çingenlerin adı ve vatanı

“Daha başka birçok dilde benzer biçimlerde söylenen (Almanca) Zigeuner sözcüğü (Macarca Czigány, Rumence Cigánu, Fransızca Tsigane, İtalyanca Zingaro, Türkçe Çingene v.b.) bugüne kadar kesin olarak açıklanamamıştır.(1) Aynı sıklıkta kullanılan (Almanca) Ägypter kavramı (İspanyolca gitanos, İngilizce gypsies, Yunanca gifti, Arnavutça Evgit v.b), Çingeneler’in Avrupa’da ilk kez ortaya çıktıkları sıradaki kendi beyanlarına dayanır.

Çingeneler kendilerine Rom, dişil Romni, dillerine ise Romani der. Bir cins isim olan bu sözcük ‘adam, insan’ anlamına gelmekte olup, bugün hâlâ Hindistan’da rastlanan düşük bir kastın adı olan Sanskritçe Domba sözcüğünden türetilmiştir. (Hindu dilinde domb, dişil domnï, Pencapça dũm v.b.). Ayrıca Manuš (< Skt. mãnuşa ‘insan’), Sende, Sinde(2) (belki de  < Skt. Saindhava ‘eski Hint eyaleti olan Sindh’den gelme) ve Kalo (siyah) sözcükleri de kullanılmaktadır. (3) Kuzey Almanya ve İskandinavya’da, Çingeneler’e yer yer bugün de Tatern (Tatarlar) denmektedir.

Çingeneler’in vatanı konusunda uzun bir süre yalnızca tuhaf tuhaf tahminler ortalarda dolaştıktan sonra, 18.yy.’ın sonuna doğru, dillerinden hareketle onların vatanının Hindistan olduğu kesin bir biçimde saptanabilmiştir.(4) Romani’nin temelinde, Hint-Ari dillerinin (Hindu dili, Racastanca) merkez grubu içinde yer alan –ve bugüne kadar hep iddia edildiği üzere Kuzeybatı Hindistan’da yerleşik olmayan- bir Orta Hindistan lehçesi yatmaktadır.(5) Bu lehçenin gramer yapısı tümüyle Hint-Ari dillerine özgü özellikler, ses bilgisi ise M.Ö. 300 yılında kağıda dökülmüş olan Pali’de dahi artık rastlanmayan tuhaf eskilikler içermektedir. Böylesine eski bir tarihte göç ettikleri varsayımından daha çok, burada yerel eksikliklerin söz konusu olduğundan yola çıkmak gerekir. Yazılı dillerin geliştiği durumlarda da, bu eskilikler ücra bölgelerde muhafaza edilmiştir. Günümüzde, Romani çok sayıda lehçe ve ağza ayrılmış bulunmaktadır.(6)

Hintçe’nin konuşulduğu bölgeden ayrılış tarihi konusunda yalnızca belirsiz tahminlerde bulunulabilir. Firdevsî’nin Şeyhnamesi’nde (yaklaşık M.S. 1000), betimlemeye göre Çingeneler’e çok benzeyen göçer bir kavim olan Luriler’den söz edilmesi, terim olarak bir ante quem olsa gerek. Buna göre Luriler, M.S. 420 yılında 12 bin kişiyle Hindistan’ı terk etmiş ve daha sonra başka yolculuklara çıkmışlardır.(7) Çingeneler’in Avrupa’ya ve oradan da Yeni Dünya’ya yayılmaları 15. yüzyılın başlarında gerçekleşmiştir.

Bu konudaki ilk belgeler 1416 yılına ait olup, yer Transilvanya’da Kronstadt’dır. Takip eden yıllarda, pek çok Avrupa kentine ait Kroniklerde, kendilerine Hıristiyan hacı süsü veren ve Mısır’dan geldiklerini iddia eden Çingene gruplarının ziyaretinden bahsedilmektedir.(8) Bu dolaysız tarihi belgelerin öncesinde, Çingeneler’in göç yolları hakkında bize Romani’nin temel söz varlığı bazı bilgiler vermektedir. Bu dilde bulunan Yunanca sözcüklerin oranı oldukça çoktur; ayrıca Farsça ve Ermenice’den de çok sayıda sözcük geçmiştir. Romani’ye benzer dilleri olan Çingene kavimlerine, bugün Ermenistan(9) ve Suriye’de(10) hâlâ rastlanmaktadır. Bronz işçilik sanatını Avrupa’ya getirmiş olanların, metaller ve demircilik konusunda bilgili Çingeneler olduğu yolundaki aşırı cüretkâr hipotezler –her ne kadar buna benzer tahminler yüz yıldan da daha önce  (1843 yılında Bataillard tarafından) ortaya atılmış ve kısa bir süre önce (F. De Ville) tarafından yeniden ele alınmışsa da- sırf filolojik ve kronolojik nedenlerden ötürü dikkate alınamaz.

Bugün, yeryüzündeki Çingeneler’in sayısını saptamak oldukça güçtür; tahmini olarak bu sayı Avrupa için 500 bin ile bir milyon kişi arasındadır.(11) Geçimlerini, her ülkede olduğu gibidilencilik ve hırsızlığın dışında, demircilik, falcılık, müzik ve dens, at alım satımı, ayı oynatıcılığı, çerçilik v.b. ile sağlamaktadırlar. Bu arada, kavimlerin pek çoğu bu sayılan faaliyet alanlarından yalnızca birinde uzmanlaşmıştır.(12) Avrupa’da ortaya çıkmalarından kısa bir süre sonra, değişim ülkelerde kısmen acımasız takiplere maruz kalmışlar, daha sonra da kendilerini Nazi Almanyası’ndaki toplama kamplarında buluvermişlerdir. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonraki dönemde Çingeneler’in karakteristik özellikleri gittikçe daha fazla yok olmuştur. Gelişen sanayileşme sonucu Çingeneler’in gleneksel geçim kaynakları da sınırlanınca, misafir oldukları halkların kültürüne tümüyle asimile olmaları, zamanın akışı içinde kendiliğinden tamamlanacak gibi görünmektedir. Üstelik son zamanlarda bu asimilasyon süreci, Çingeneler’in isteksizliğinden çok, yerleşik düzende yaşayanların geleneksel şüphecilikleri sonucu uzuyor izlenimi uyandırmaktadır.(13)”

(1)   Dokuzuncu yüzyılda Frigya ve Likya’da yaygın olan bir Samariter Tarikatı’nın adı olan Athingani sözcüğünden türemiş olması, en
       yaygın açıklama biçimidir. (Millosich, Mundarten (Lehçeler), IV, s.55)
(2)   Örneğin Orta Avrupa’da yaşayan Çingeneler, çoğu kez Alman, Fransız ve İtalyan Sintileri olmak üzere üç ana gruba ayrılmaktadır.
(3)   Bkz. Arnold, Zigeuner (Çingeneler), s.13.
(4)   J.C.C. Rüdiger, Von der  Sprache und Herkunft der Zigeuner aus Indien. Neuester Zuwaachs der deutschen und allgemeinen
       Sprachkunde in eigenen Aufsätzen, Bücheranzeigen und Nachrichten (Çingenler’in ve Dillerinin Hindistan’dan Türeyişi Üzerine. Özgün
       Denemeler, Kitap Tanıtımları ve Raporlarda Alman ve Genel Dilbilgisinin Birikimi), birinci kısım, Leipzig 1782, s.37-84.
       Systematischer Nachweis bei A.F. Pott, Die Zigeuner in Europa und Asien. Ethnogr. –linguist. Untersuchung, vornehmlich über Herkunft
       und Sprache, nach gedruckten und ungedruckten Quellen (a.F.Pott’un Sistematik Çalışması. Yayımlanmış ve Yayımlanmamış
       Kaynaklara Göre Avrupa ve Asya’daki Çingeneler. Etnografik ve Dilbilimsel Araştırma. Özellikle Çingenelerin kökeni ve Dilleri Üzerine),
       I-II, Halle 1844-1845. Bkz. Wolf, Wörterbuch (Sözlük) s.16.
(5)   Bkz. R.L.Rurner, The Position of Romani in Indo-Aryan = Gypsy Lore Society Monographs (Hint-Ari Dillerinde Roman Dilinin Yeri), no.4
       (1927).
(6)   Bkz. Franz Miklosich, Über die Mundarten und Wanderungen der Zigeuner Europas (Avrupa’daki Çingenler’in Lehçeleri ve Göçleri
       Üzerine), 1872; J. Sampson, JGLS üçüncü seri, c. II, s.156.
(7)   Bkz. Jules Bloch, Les Tsiganes (Çinganlar), s.25-27.
(8)   Bkz. A.A. Colocci, Gli Zingari, Storia d’un popolo errante, Torino 1889, s.35. S.A. Wolf, Wörterbuch (Sözlük), s.14-16.
       Bkz. Th.Münster, Zigeuner-Saga (Çingene Söylenceleri), Freiburg 1974, s.105.
(9)   F.N. Finck, Die Sprache der armenischen Zigeuner = Mémoires de l’Académie Imp. Des sciences de St. Petersbourg (Ermenistan’daki
       Çingeneler’in Dili), ser. VIII, c.VIII, no.5.
(10) R.A.S.Macalister, The Language of the Nawar or Zutt, the Nomad Smiths of Paletsine. = Gypsy Lore Society, Monographs 3 (o.J.).
       Bkz. J. Bloch, Les Tsiganes (Çiganlar), s.18.
(11) E.Pittard, Cibe adlı dergide (Ciba Firması’nca çıkarılan bir dergi, Basel, 3.yıl, no. 31, s.1052) şu tahminlere yer vermektedir: 600 bin
       (Miklosich, 1872 yılı itibariyle), 1.000.000 (Revue Encyclopédique 1832), Balkan Yarımadası’nda 150 bin-200 bin (Ami Boué 1840), 779
       bin (Guido Cora 1895); Çingene yazar Matéo Maximoff’da bu sayı 2 milyondur (Zigeuner, Wanderndes Volk auf der Strasse)
       (Çingeneler, Sokaklardaki Göçer Halk), Zürih 1959, s.10)
(12) P.Şerboianu’nun ayrıntılı açıklamaları, Les Tziganes (Çingeneler), Paris 1930, s. 33 (Almancası Zürih 1954).
(13) Bkz. L.Jochimson, Zigeuner heute. Untersuchung einer Aussenseitergruppe in einer deutschen Mittelstadt (Bugünün Çingneleri. Orta
       Büyüklükte Bir Alman Kentindeki Marjinal Bir Grubun İncelenmesi, (Stuttgart 1963).

(Hermann Berger, Çingene Mitolojisi)

 

5 ve 6 Mayıs sabahı Edirneli Çingeneler'in Kakava (Kazan) Bayramı, Belgradlı Yönetmen Emir Kusturica'nın "Çingeler Zamanı" adlı filmindeki gibiydi. Kakava, bu yıl da Çingeneler'in hayallerini gün ışığına çıkardı. Baharın gelişini kutladılar, Tunca Nehri'nde yıkanarak kötülüklerden arındılar. İş, araba ve ev istediler. Evlilik çağındaki genç kızlar da bembeyaz gelinlikler giydiler.
Edirneli Çingeneler, baharın gelişini kutladıkları Kakava Bayramı'nda, Kırkpınar Yağlı Güreşleri'nin yapıldığı tarihi Sarayiçi'ni çınlattı. Esmer vatandaşlar, davul zurnanın ritmiyle kıvrak danslarını birleştirirken yediden 70'e tüm Çingeneler, kışın kasvetinden kurtulmanın mutluluğuyla ritim tuttular.
Geçtiğimiz aylarda seçilen 48 yaşındaki Çeribaşı Hüseyin Bıçakçıoğlunun melekleri Oya ve Zehra Özçakır ile Songül Kahramanlı birer Asena ve Sibel Barış adayıydı. Ama onlar Kültür Bakanlığı'nın devlet sanatçısı seçtiği Mehmet Ali Körüklü ve kızlarının oluşturduğu Roman Halk Dansları topluluğunu çoktan rakip olarak seçmişti. Kendilerine özgü kırmızı, parlak kıyafetleriyle coşan melekler, "Bizi de devlet sanatçısı yapın" diye haykırıyor. Çeribaşı'nın melekleri arasına karışan dört yaşındaki Melike Bıçak da kıvrak kıvrak dans ediyor. Esmer vatandaşların beden dillerinin genetik olduğunu gözler önüne seriyor. Elinde kocaman tespihi ile dolaşan Çeribaşı Hüseyin Bıçakçıoğlu ise öfkeli. Kendisinin seçimle gelmiş ilk çeribaşı olduğunu belirterek halkına şöyle sesleniyor: "Bayramımızı kutluyoruz. Pilavınızı yaptırdım. Ateşinizi yaktım. Siz de benim arkamda olun."
Dedelerin dansı
Sarayiçi'ni dolduran Çingeneler, baharı kutlamak için evlerinden çıkarken keçilerini de evde bırakmadı.
Türkiye Yardımlaşma Vakfı Yalova Şubesi'nden bir otobüsle Kakava Şenlikleri için Edirne'ye 46 kişilik bir grup geldi. Davullu zurnalı ekip, solo konser verdi. Yıllardır Kakava'yı kaçırmadıklarını belirten Yalovalılar, müziğin ritmi artınca çingeneler arasında göbek atma yarışı başladı.
70 yaşındaki delikanlıları bahar çarpıyor. Rumeli türküleriyle coşuyor, mahalli sanatçı Ali Akartürk'ün seslendirdiği şarkılarla dans ediyorlar. Alkol almayı da ihmal etmeyen dedeler, "Hayat böyle daha güzel. 70 yaşında da mutluyuz" diyorlar.
Ateşle dans
Kakava ateşini, Çeribaşı Hüseyin Bıçakçıoğlu yakıyor. Çingeneler'in coşkusu artıyor. Ateşin etrafı kuşatılıyor. Bu kez dans ateşin başında. Çingeneleri alevler bile durduramıyor, ateşin üstünden atlıyorlar. Kazanlar dolusu pilavın da dağıtıldığı şenlik, Sarayiçi karnavalı'na dönüşüyor.
Hıdrellez sabahı saat 05.00'te sabah namazıyla birlikte daha gün ağarmadan uyanıyor Çingeneler. geleneksel tören için yine Sarayiçi'nin yolu tutuluyor. Kanuni Köprüsü, güneşin doğuşunu izlemeye hazırlanırken Romanlar'ın gittikçe yaklaşan sesleri duyuluyor. Ortaya da çok ilginç manzaralar çıkıyor.
Gelinlik giydiler
Köprüden ilk olarak taligaya (At arabası) binmiş gençler, adeta bir seremoni eşliğinde geçti. Ardından bir insan seli yaşandı. Genç kızlar hayallerini süsleyen erkeğe kavuşabilmek ve kendilerine iyi bir eş bulabilmek için bembeyaz gelinliklerle Tunca Nehri kıyısına geldi. Gelinlikleri genç kızların dışında minicik kız çocuklarının da giymesi dikkat çekti. Sekiz yaşındaki Seher'in annesi Cemile Kırbıyık, "Bu bizim geleneğimiz, kızım için iyi bir koca şimdiden diliyorum. Hayalleri bu gelinlik kadar temiz olsun" dedi. 19 yaşındaki Sibel Adlığ ise köprüden göbek ata ata geçti. Adlığ bağırarak "Fotoğrafımı çekin. Güzelliğimi görsünler. İyi bir koca bulmak isyorum" dedi. 14 yaşındaki Menekşe Fırtına ise giydiği gelinlik ve başına taktığı pembe eşarpla Çingeneler'in gözdesi oldu. Menekşe Fırtına "Türkiye güzeli olmak istiyorum" dedi.
Damat bir genç kız
Evlerinden gecelikleriyle çıkan kadınlar bile vardı. En ilginç manzarayı ise erkek kılığına girerek damat olan 17 yaşındaki Yeliz Demir ve 15 yaşındeki gelin Ayşe Akın oluşturdu. Damat Yeliz Demir, kendine siyah kalemle çizdiği bıyıkları ve elinden hiç düşürmediği şarap şişesiyle "Taş fırın erkeği" gibiydi. Kalbindeki sevgiyi, gelinin yanağına koyduğu öpücükle ifade etti. Damat Yeliz, neden erkek kılığına girdiğini "Gelini yanlız mı bıraksaydım. Nereden bulacak benim gibi damat" diye açıkladı. Çingeneler, haklarında çıkarılan rivayeti "Teneke tıkırtısına bile oynadıklarını" sabahın ilk saatlerindeki enerjileriyle bir kez daha kanıtladı. Hem göbek attılar hem kahkaha.
Tunca Nehri Ganj gibi
Hıdrellez sabahı bir yıl boyunca yaşanan tüm kötülüklerden arındıklarına inanan Çingeneler, güneşin ilk ışıklarıyla Tunca Nehri'nden bidon ve şişelerle aldıkları sularla yıkandılar. Kimisi ayaklarını yıkarken, kimisi de ellerini ve yüzlerini yıkayarak yeni yıl için dilek tuttular. Kötülüklerden arındılar. Erkekler ise sabahın o saatlerinde buz gibi nehre girdiler.
Biz de dilek diledik
Evlerinin kapılarına asmak için ağaç dalları koparan Çingeneler, mutlu ve arınmış olarak evlerinin yolunu tuttular. Giderken bize de nehirden su alıp üzerimize dökmemizi söylediler. "Kışın uyuşukluğundan kurtulun. Bahar geldi. Tüm kötülükleri geride bırakıp en güzel dileklerinizi dileyin." Biz de onları kırmadık. nehirde ellerimizi yıkayıp gazetemizin önümüzdeki yıl daha da başarılı olması için dilek diledik.
Kazan Bayramı
Edirneli tarihçi Oral Onur, Çingeneler'in Kakava Bayramı'nın 1870'li yıllara dayandığını, Fransız bir yazarın Fransızca ve Rumeli Rumcası ile kaleme aldığı "Çingenelerin Hayatı" adlı kitabında Kakava'yı anlattığını söylüyor. Onur, Kakava'nın aslının Kakkava olduğunu, Türkçe'de "Kazan" anlamına geldiğini belirterek hikayesini anlatıyor. "Çingeneler 5 Mayıs'ta toplanarak Kazan Bayramı'nı kutluyor. Kalaycılıkla geçinen Çingeneler, havalar ısınınca su kenarında toplanıyor. Kalay işlerini bitince de nehir kenarında güneşe doğru dönerek ellerine aldıkları suyu üslerine serpiyorlar ve dua ediyorlar. Ateş yakıyorlar, dilek diliyorlar. Sonraları Kazan Bayramı, bahar coşkusuna dönüşüyor."

 

 

Çingeneler ve yolculukları

"Beni Ayakta Gömün",
hem bir halkın tarihi
hem de yazarın bu halkın
gizlerini aydınlatmak için
yürüttüğü kişisel araştırmanın hikâyesi.

Çingeneler, Avrupa’da bugüne kadar geleneksel olarak en aşağı sınıftan kimseler olarak görüldüler, başka bir deyişle Avrupa’nın "parya"sı oldular. Ortaçağ Romanya’sında bir Çingene genellikle bir domuz fiyatına eşya gibi alınıp satılırdı. 18. yy.’da Prusya’da, 18 yaşını geçmiş Çingeneler yalnızca sürdürdükleri gezginci hayat tarzının yasadışı olması nedeniyle mahkemeye çıkarılmadan asılıyorlardı. Naziler, doğuştan suçlu oldukları gerekçesiyle Çingeneleri yok etmeyi hedeflemişlerdi; 500 binden fazla Çingene, Nazi kamplarında ölmüştü.
Böylesi keder yüklü bir geçmişi olan bu "su katılmamış yabancılar"ın, yazar Isabel Fonseca onları böyle adlandırıyor, bütün gadjelere (Çingene olmayanlar) karşı ihtiyatlı davranmaları hiç de şaşılacak bir şey değil. Londra’da yaşayan Macar Yahudisi bir anne ve Latin Amerika kökenli bir babadan doğan Fonseca, binbir özenle öğrendiği Romanca’yı, yani Çingene dilini, yeryüzüne yayılmış ve hiçbir memleketi olmayan 12 milyon nüfuslu bir halkı anlamak için kullanmış. Beni Ayakta Gömün, hem bir halkın tarihi hem de yazarın bu halkın gizlerini aydınlatmak için yürüttüğü kişisel araştırmanın hikâyesi.
Sâmi ırkından gelenlere benzeyen görünüşleri yüzünden, Avrupalılar Çingenelerin Arap olduğunu düşündü (zaten Çingene [Gypsy] kelimesinin kendisi de Mısırlı [Egyptian] kelimesinin bozulmuş halidir). Fonseca, bu konuda uzman olan kişilerin üzerinde uzlaştığı, Çingenelerin İran’a gitmek üzere kuzey Hindistan’daki memleketlerini terk ettikleri tezini kabul ederek, 10. yüzyılda büyük olasılıkla köle olarak batıya doğru yol aldıklarını söylüyor. Yaygın kanının tersine, birlikte yaşadıkları insanların önyargıları ve verdikleri gözdağı yüzünden yerlerinden edilmedikleri sürece Çingenelerin çoğu gezgin değil. İçinde yaşadıkları avluların bakımsızlığına rağmen Çingeneler, temizlik konusunda ritüellere sahip olacak kadar çılgındırlar, diye yazıyor Fonseca. Arnavutluk’ta Çingene bir ailenin yanında kaldığı süre boyunca, katıksız bir gadja olarak kendini yıkamasının uygun görülmediğini anlatıyor. Gerekli ovalama işini onun yerine iki genç kız gerçekleştiriyordu.
Hilekâr oldukları düşünüldüğü için, Doğu Avrupa’da komünizmin çökmesinden sonra Çingenelere karşı duyulan eski nefret ne yazık ki yeniden hortladı. Çaresizlik içindeki binlerce Doğu Avrupalı Çingene Batıdan sığınma talep etti. 1992 yılında Almanya ve Romanya arasında yapılan anlaşmadan sonra, Alman mülteci kamplarındaki Rumen Çingeneleri, uyruğunda oldukları ülkelere geri dönmemek için kimlik kartlarını yok etmişlerdi ama yine de sınır dışı edilmişlerdi.
Çingenelerin tarihi, ne yazık ki, kitap içindeki birkaç bölüme yayılmış olsa da (belki de yazar, üzücü hikâyeleri bir karavanın arkasında bıraktığı izler kadar karmakarışık olan bir halkı anlatmak için böyle bir yol seçti), "Beni Ayakta Gömün", insanın ilgisini canlı tutan bir özen ile, yalın ve zarif bir dille yazılmış. Fonseca’nın dikkate alınmayan bir halk üzerine dikkatleri çekmek için harcadığı çaba kesinlikle başarılı olmuş. Yazar, kitabını yeni yeni ortaya çıkmaya başlayan seçkin bir Çingene topluluğunun Avrupa’daki hakim siyasetin içine adım attığını söyleyerek sonlandırıyor.

 

Çingeneler MEB’e savaş açtı
Çingenelere yönelik Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) başta olmak üzere Kültür Bakanlığı, Türk Dil Kurumu (TDK) gibi devlet yayınlarında gerçekle ilgisi olmayan aşağılayıcı, suçlayıcı bilgiler Çingeneleri harekete geçirdi. MEB, TDK, Kültür Bakanlığı ile görüşen araştırmacı-yazar Mustafa Aksu, Kültür Bakanlığı’nın “Türkiye Çingeneleri” adlı bir kitabını toplatmayı başardı. Aksu, şimdi MEB ve TDK yayınlarındaki Çingeneleri aşağılayıcı ifadelerin kaldırılması için yargıya başvurmaya hazırlanıyor.

İHD Genel Merkezi’nde basın toplantısı düzenleyen Mustafa Aksu, devletin Çingenelere bakışının gerçekle ilgisi olmayan, suçlamalara dayandığını belirterek, özellikle sözlük ve ansiklopedilerinde Çingeneleri aşağılayıcı, suçlayıcı ifadeler yer aldığı için MEB’nden şikâyetçi oldu. Çingenelerin hırsızlık, çocuk-kadın kaçırma, fuhuş yaptıklarına ilişkin asılsız suçların, onların kendilerini gizlemelerine neden olduğunu ve Türkiye’de Çingenelerin dillerinin bu nedenle yok olduğunu anlatan Aksu, “Çingeneler, inançsız, kötü kişiler suçlamalarına maruz kalmamak için kimliklerini gizlemişler, dillerini kullanmamışlardır” dedi.

Aksu, Çingenelere yönelik suçlamaların hurafelerden ve resmi yayınlardan kaynaklandığını kaydederek, MEB, Kültür Bakanlığı, TDK’nın Çingeneleri suçlayıcı, Çingene toplumunu aşağılayıcı yayınları ile mücadele ettiğini söyledi. Kültür Bakanlığı’nın Atatürk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nden Doç. Dr. Ali Rafet Özkan’ın Çingeneler üzerine yaptığı doçentlik tezini bastığını belirten Aksu, girişimleri sonucu, bilimsel olmayan, Çingeneler hakkında hurafelere dayanan bilgiler içeren kitabın toplatılmasını sağladığını ifade etti. Aksu, kitapta 15 ilde Çingenelerin yaşadığı mahallelerin isimleri verilerek, “Buralarda yaşayan Çingeneler, hırsızlık, gasp, fuhuş yapıyor. 11 karısı olan Çingene var. Çingeneler pis, ilkel, sosyal ve kültürel seviyeleri düşük, eğitimsiz” gibi gerçekle ilgisi olmayan bölümler olduğunu aktardı. Kültür Bakanı İstemihan Talay ile görüşmelerinin ardından kitabın toplatıldığını ve incelemeye alındığını dile getiren Aksu, MEB ve TDK yayınlarındaki Çingenelerle ilgili asılsız bilgilerin çıkarılması için yargıya başvuracağını söyledi ve “Biz ayrı bir devlet istemiyoruz. Bu asılsız suçlamalar ile toplumlar arasında barış bozulur” dedi.

Çingenelere çifte baskı


İHD Genel Sekreteri Selahattin Esmer ise Çingene sorununun Türkiye’ye özgü olmadığını, Avrupa’da da Çingenelerin büyük sorunlar yaşadığını vurgulayarak, Çingenelerin kendi dilleri, kültürleri olan bir azınlık olduklarını kaydetti. Çingenelerin azınlıklar hiyerarşisinin en altında bulunduklarını vurguladı.
Esmer, Kosova’da Sırplar ve Arnavutlar çatışırken hem Sırplar’ın hem de Arnavutlar’ın Çingenelere baskı yaptığını ifade ederek, Çingenelerin hem devletten gelen hem de diğer azınlıklar ve toplumlardan gelen baskı ve ayrımcılıkla karşılaştıklarını söyledi. Esmer, Çingenelere de diğer azınlıklara verilmesi gereken hakların verilmesi gerektiğini vurguladı.

 

12 yaşındaki Çingene kız zorla evlendirildi

27 Eylül 2003 —  Ailesi tarafından törene geri götürülen Ana Maria, evlenmek istemediği 15 yaşındaki eşiyle zorla dünya evine sokuldu.

12 yaşındaki Ana Maria Cioaba yaşıtları gibi okula gitmek ve arkadaşl

Yorum Yaz