K@RŞITTEZ "çaresizseniz? çare sizsiniz..."

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

7/11/2009 - .::SON BALO::.

KARŞITTEZ
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

9/9/2009 - .::TÜRKLER GİBİ EĞLENMEK::.

TÜRKLER GİBİ EĞLENMEK

Almanya’dan gazeteci bir dostum aradı. Bir meslektaşımızın Ankara’ya geleceğini ve Türkiye-AB ilişkileri konusunda bir makale yazacağını söyledi. Gelecek arkadaş Türkiye’nin katılımına sıcak bakıyormuş. Benim adımı, telefonumu vermiş, yardımcı olmamı istiyormuş. Kabûl ettim. Neticede bir yerde memlekete hizmet durumu.

Ertesi gün aradı, buluştuk. Bir yerde oturduk bir-iki fincan çay içtik. Nereye gitmek istediğini sordum. “Kocatepe Camii” dedi. “Niye”, diye sordum. “Sen Müslüman mısın?”. Değilmiş, ama merak ediyormuş. Neyse gittik. Bana kubbenin çapından, avizenin ağırlığını, toplam kapalı alanın metrekaresinden, avlunun kapasitesine kadar sorular sordu. Önce soruyu soruyordu, ondan sonra cevâbını veriyordu.

Sonra akşam oldu. “Türkler gibi eğlenmek istiyorum” dedi. “Siz nasıl eğleniyorsanız, bir akşamı nasıl geçiriyorsanız, tam öyle”. “Yahu yapma” dedim, “bünyen kaldırmaz” dedim, dinletemedim. Eh, artık keyfi bilir. O yıllarda Ankara’ da benim en sık uğradığım mekânların başında Sembol Tanju’nun Neyzen’i vardı. Beraber Neyzen’e gittik.

Önce dekorasyondan büyülendi. Hatta not defterini çıkardı, ufak tefek eskizlerini çizdi. Derken ney taksim başladı. Çok şaşırdı; “Bu dini bir enstrüman değil mi? Dini müzik çalıyor. Burası dindarların devâm ettiği bir lokanta mı” diye sordu. “Boşver” dedim, “takıl”.

Neyden sonra ise –Neyzen’de adet olduğu üzre- aryalar okunmaya başlandı. Misafirim biraz daha şaşırdı. “Sizde” dedi, “dinî müzik dinleyen, opera da dinliyor mu?”. “Sizde dinlemez mi” diye sordum, aklı karıştı. Bu arada hayret içinde masaya yığılmaya başlayan mezelere, masalardan masalara yapılan rakı-meze ikramlarına bakıyordu. “Burada herkes birbirini tanır mı”diye sordu, “yoo, yahu boşver, sen takılmana bak” dedim.

Aryalar bittiğinde ise sıra popüler şarkılara geldi. Benden sözlerini çevirmemi istedi. Bir-iki şarkı sonra not defteri yeniden çıktı ve deli gibi not tutmaya ve soru sormaya başladı.Alevi türküsü okununca, “burası Alevilerin yeri mi?”, Dokuz sekiz çalınca, “buraya Çingeneler mi geliyor”, Ege türküsü okununca “buradakiler efeleri neden destekliyor?” diye sorular sordu durdu. Arada bir de “bu müziklerden birini dinleyen ötekileri de dinliyor mu” diye sordu, daha da neler neler;

-Şu Urfa’nın etrafı dumanlı dağlar

- Buraya Urfalılar mı geliyor?

- Hayır.


- Lörke, lörke, lülülülü

- Burası Kürtlerin mi?

- Hayır

Bunlara anlam vermeye çalışırken, önce “Çiao Bella” sonra da “Venseremos” çalınca birden ciddileşti.

-Bana istediğini söyle, ama ben bunun Şili Komünist Partisi marşı olduğunu biliyorum.

-Doğru, öyle zâten.

-Burası Komünistlerin mi?

-Şöyle bir çevrene bak, öyle mi görünüyor?

-…

Hayatında peçetenin sadece ağız silmek için olduğunu zanneden ve çatal-kaşık ile tabağa vurarak hiç bateri çalmamış bu arkadaş, sandalyelere çıkanlardan da önce biraz korktu. Sonra onun da içi gitti, fark ettim, ama bir şey söylemedim.

Mezeler bitip, balıklar geldiğinde ise fena afalladı. Önce “biz yemek yedik ya” dedi, sonra “ama ben doydum” dedi, fakat ben “madem Türk gibi eğleneceksin, bunu da yemelisin” deyince, pek itiraz edemedi. Bu arada ben de şarkıları türküleri çevirmeye devâm ediyordum. Ben çeviriyordum, o dehşet içinde bana bakıyordu, sonra bir soru soruyordu, ben de cevâp vermeye çalışıyordum;

-Yaslan dağın yamacına Halil İbrahim.

-İbrahim kim? Meşhur birisi mi?

-Ben ne bileyim.

-Herkes alkışlıyor, onlar mı tanıyor?

-Bilmem. Yahu, güzel bir türkü işte, takılmaya bak.


-Düşman galip geldi haklayamadım, döküldü cephanelerim toplayamadım.

-Bu, kahramanlık türküsü mü?

-Hayır, eşkıya türküsü.

-Bu eşkiyalar politik mi?

-Yok be, bayağı eşkiya. Bizde eşkiyaya türkü yakarlar.

-Peki şu kızla adam niye romantik romantik dansediyor.

-Şarkı güzel.

-Ben bunu anlamıyorum. Yani aşk, düşman, cephane?

-Boş ver işte, takıl.


-Vur hançeri kadınım ben öleyim.

-Neden kadınının onu bıçaklamasını istiyor?

-Çok seviyor.

-Seviyorsa evlensinler.

-Evlenemezler.

-Niye?

-Dedim ya, birbirini çok seviyorlar.


-Kanım aksın ki, terk etmem seni.

-Neden kanı akıyor, kaza mı geçirmiş?

-Yok canım. Yani o kadar çok seviyor. Seni terk edersem öleyim diyor.

-Biraz garip.

-Yahu boşver, sen takıl.


Bir-iki şarkı daha dinledi. Sonra patladı;


-Yahu sizde bütün şarkılar aşk ve ölümle ilgili.

-Evet, ne olmuş. Hayat da öyle. Başka ne var ki?

-Doğru aslında. Ama biraz garip değil mi?

-Ne yapacaktık, çayıra çimene şarkı mı yazacaktık? Biz bu kadarını yapabiliyoruz.

-Yanlış anlama. Hepsinin de sözleri çok güzel.

-Sorun ne?

-Bilemiyorum.

Bütün masalar ağzı kulaklarında hoplaya-zıplaya “sürünüyorum” diye göbek atarken, yüzünü görmeliydiniz. Sonra Çile Bülbülüm çalınca, bu defa komaya girdi.

- Bu şarkıda Allah diyorsunuz.

- Evet, deriz.

- Ama Allah deyip rakı içiyorsunuz.

- Ne olmuş, içeriz.

- Yanılıyorsam, lütfen düzelt. İslâm’da alkol günahtır.

- Doğru.

- O zaman neden yapıyorsunuz?

- Güzel oluyor. Sana bir sır vereyim mi? Bugün müzede gördüğün heykeller varya, dün burada onlar içiyordu. Allah deyip, rakı içtikleri için taş oldular. Garsonlar onları gizlice müzeye taşıdı.

- …

- Yahu şaka, gevşe biraz. Sen takılmana bak.

10. Yıl marşı başlayıp, bütün masalar tempo tutunca ise manası Türkçe’de aşağı-yukarı “oha” olan bir lâf etti. En çok da Onuncu Yıl Marşı eşliğinde tren yapılmasını yadırgadı. Önce kısık bir sesle “burası emekli subayların lokantası mı” diye sordu. Nasıl baktıysam, “boşver” dedi, “takılalım”.

Bir de bir Arap bir de Yunan şarkısı çalınca tümden aklı karıştı.

-Siz Yunanları seviyor musunuz?

-Arada bir.

-Ama Yunan şarkısı dinliyorsunuz?

-Arada bir işte.

-O demin söylenen Arapça şarkı ne diyor?

-Ne bileyim ben.

-Yunanca şarkının sözleri ne?

-Yahu nereden bileyim?

-O zaman neden dinliyorsunuz?

-Güzel oluyor. İlla anlamak mı lâzım.

- …

Bir Azerî türküsünü de tercüme edince, “buradaki herkes Azerice biliyor öyle mi?” diye sordu, ama artık ben de de cevâp verecek takat kalmamıştı.

Onun bu kültür şoku üç-dört saat sürdü. Sonra kalkmak istedi, yorulmuştu. “Yahu olur mu” dedim, “daha çorba içeceğiz”. Bana çok garip baktı, “ama yemek yemiştik. Yemekten sonra da balık yemiştik. Rakının üzerine nedense bira da içtik. Üstelik o kadar yemeğin üzerine sıcak helva da yedik, sonra bir de meyve yedik. Onun da üzerine kuru yemiş yedik. Kahve de içtik”…

“Olmaz”, dedim. “Şimdi de çorba içeceğiz. Devâmında da dürüm yiyeceğiz. Türkler gibi eğlenmek istemiyor muydun?” Boynunu büktü. Bir şey söylemedi. Oradan bir dürümcüye gittik. Mercimek çorbası, birer porsiyon soslu-soğanlı dürüm. Ben “keşke başka çorba içseydik” deyip, keyifle, şırdan tuzlama, paça ve işkembeyi anlatmaya başladım, ama yüzünü ekşiterek eliyle “ne olur sus” gibisinden bir hareket yaptı. Onu pek anlamadım.

Yolda bana baktı, baktı sonra; “biliyor musun?” dedi, “biz Almanlar da aslında eğleniriz”…

“Ne yaparsınız” diye sordum, “uzun masalarda yan yana oturup, bira içerek, sallandığınızı biliyorum. Bir de bizde ilkokulda deve-cüce diye bir oyun vardır. Galiba onu da oynuyorsunuz” dedim. O bir şey demedi…

Biraz sonra “biraz fark olacak tabii, siz Akdeniz milletisiniz” dedi. Ben de “tam değil” dedim. “Aslında aynı zamanda Kafkasyalı, Orta Asyalı, Orta Doğulu, Avrupalı, Balkanlı ve Egeli, Karadenizli’yiz” dedim.

“Haydi” dedim. Sevinçle “otele mi gidiyoruz” dedi. “Yoo” dedim, “Gölbaşına. Orada göl var. Şimdi yola çıkarsak, şafak sökerken orada oluruz. Güneş doğarken rakı içeceğiz”. Bana garip garip baktı, “ondan sonra otele dönebilir miyim” diye sordu.

Kahvaltı saatinde oteline bıraktım. Öğleyin yeniden buluştuk. Ne kahvaltıda ne de öğle yemeğinde hiçbir şey yememiş. Sadece soda içmiş. “Keşke kahvaltıda benim bildiğim bir yer var, oraya gitseydik. Sucuklu yumurta yerdik” diyecektim, vazgeçtim. “Sakın Türkleri AB’ye sokmayın” diye bir yazı yazmış. Çok şaşırdım, “bana senin Türkiye’nin AB’ye girmesini istediğini söylemişlerdi” dedim. “Öyleydi” dedi, “ama o zaman daha Türkiye’ye gelmemiştim” dedi. “Türkiye’yi sevmedin mi” diye sordum.

“Bayıldım” dedi, “harika bir ülke” dedi, “ama AB’ye girerseniz, hem siz bozulursunuz hem de biz bozuluruz” dedi. Çünkü biz zâten dominan kültürmüşüz. AB’ye girersek, on sene sonra Fransızlar, Almanlar “sürünüyorum” diye göbek atmaya, yeni nesil “kadınım bıçakla beni, seni çok seviyorum” diye ilân-ı aşk etmeye başlarmış.

“Şu Ren’in suyu akar delidir oy, oy, oy” gibi, “yaslan dağın yamacına Hans Peter’im” gibi, “Münih’in etrafı dumanlı dağlar” gibi filân işte…

Ayrıca bütün Avrupa obez olurmuş. Kimse de sabah işe zamanında yetişemezmiş.“Bir nasıl bozuluruz” diye sordum, “size” dedi, AB’de bunların yarısını yaptırmazlar” dedi.

Aman neyse boşverin, biz takılalım… O da artık takılıyor zaten...

 

KARŞITTEZ

Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

29/7/2009 - .::KIRKÜÇ YILDIR SORULMAYAN SORU::.

 KIRKÜÇ YILDIR SORULMAYAN SORU

 

Yılmaz Özdil
 
 Demiştik ki, "AB için referandum yapılsın."
 Madem millet için AB'ye girmek istiyorsunuz...
 Yetti artik, emrivaki...
 Millete sorun. İstiyor mu, istemiyor mu?
 Çünkü benim bildiğim, AB'nin bir numaralı kriteri, millet ne
 istiyorsa, onu yapmak... Aksini değil.
 Bu nedenle onlar kendi milletlerine sordu... İsteyen girdi,
 istemeyen girmedi.
 
 Mesela, Norveç...
 Seçilmiş bir hükümet vardı iktidarda.
 Yani milletten "yetki" almıştı.
 Ama buna rağmen, referandum yaptı.
 "Hayır" dedi millet... Girmediler.
 Birazcık; zarar gördüklerini de, görmedim.
 
 Peki ya biz?
 İlk başvuru, 1959'da.
 Menderes... Rahmetli...
 Kimseye başvurdu mu, "başvuralım mı, başvurmayalım mı" diye?
 Başvurmadı.
 Başvurmadan başvurdu...
 Sonra?
 Hatırlayın...
 Demirel, Ecevit, Özal, Yılmaz, Çiller...
 Hepsi birer defa girdi AB'ye...
 Hepsi, ayrı ayrı kutlama yaptı AB'ye girdiğimiz için.
 E baktı ki millet, bir yere girdiğimiz falan yok...
 "N'oluyor" demeye kalmadı...
 Tayyip Erdoğan iki defa daha girdi.
 Patlattığımız havai fişeğin haddi hesabı yok, AB'ye girdiğimiz için.
 En fazla defa biz girdik! Ama hâlâ dışarıdayız.
 Hatta, dışarıda bi tek biz varız.
 Bu arada bize giren girene...
 
 Ve işte bugünkü soru...
 Siyasilere değil, size.
 Herkes kendine soracak. Herkes kendine verecek cevabı...
 1963 Ankara Anlaşması'nı milat kabul edersek... Dile kolay, 43 yıldır...
 Ekonomiden hukuka, tarladan gökyüzüne, aklınıza gelen gelmeyen her
 konuda "AB'ye uyum için" yasa çıkardık.
 Hayatınızda olumlu yönde ne değişti?
 Size ne faydası oldu?
 
 Çünkü söyle bir manzara var.
 Çıkarılan AB'ye uyum yasaları...
 Bölücüye yaradı.
 Apo'ya yaradı.
 Fehriye'ye yaradı.
 Köktendinciye yaradi.
 Takıyyeciye yaradı.
 Diasporaya yaradı.
 Rum'a yaradı.
 Cari açığa yaradı.
 Kapkaççıya yaradı.
 Katile, ite, uğursuza yaradı.
 
 Peki..
 Ayni AB'ye uyum yasalarının...
 Vergisini ödeyen, karıncayı incitmeden hayatını sürdürmeye çalışan,
 yargıya güvenen, devletini seven, bayrağına saygı gösteren, namuslu,
 yurtsever vatandaşa nasıl bir faydası oldu?
 
 Açalım biraz...
 Bu nasıl ortak?
 Sınıflar sardalya kasası gibi...
 60'şar 70'şer kişi sığışıyor çocuklarımız.
 Öğretmenlerimiz, ameleden az kazanıyor.
 Bu şartlarda AB'ye girmemiz mümkün mü? Değil.
 Peki siz hiç, bugüne kadar Avrupa Birliği'nin bir defa olsun, "bu
 sorunu çöz, çözmezsen olmaz" dediğini duydunuz mu?
 Ben duymadım.
 Ama eğitimle ilgili ne duyuyoruz hep?
 "Ruhban Okulu'nu aç."
 
 Sabahin 4'ünde giriyoruz hastane kuyruğuna... Kalp ameliyatına bile
 6 ay sonraya gün veriliyor... Temel insan hakkımız yok yani!
 "Al şu fonları, hastane aç" diyor mu? Demiyor... Ne diyor?
 "Limanları aç."
 
 Bayramda 104 kişi daha öldü. Her yıl küçük bir Avrupa kenti kadar
 insanımız yollarda heba oluyor.
 "Yollarını düzelt" demesi gerekmez mi? Gerekir... Ama o ne diyor?
 "Ermenistan'a yol aç."
 
 Resmi olarak 2.5 milyon, gayriresmi olarak 10 milyon işsiz var Türkiye'de.
 Fas'ın Tunus'un Cezayir'in işsizini alıyor. Bize duvar.
 Bi tek kimi alıyor bizden? PKK'lıyı.
 İşçi suçlu. Terörist mağdur.
 
 Bölücü posteri taşıyana "dokunma" diyor.
 Atatürk posteri asana "indir onu" diyor.
 
 AB üyesi İngiltere, kendi genelkurmay başkanına göre bile, "elalemin
 ülkesinde işgalci." Çıt çıkmıyor.
 Bizim asker, "kendi toprakları üzerinde" uçak uçuruyor... Şiddetli
 itiraz. Kınama.
 
 El ele verip, Çanakkale'den Antep'e, İzmir'den Urfa'ya, katlettikleri
 Türk'ün haddi hesabı yok.
 "Soykırımcısın" diyor. "Değilim" demek yasak üstelik.
 
 Kendi ülkesinin şartlarına göre kanun çıkarmakla yükümlü olan Meclis,
 "tercüme bürosu"na döndü... Trafik suçu bile işlenmeyen ülkelerin
 kanunları bire bir Türkçe'ye çevriliyor.
 Sonra ne oluyor?
 İt, uğursuz kol geziyor. Namuslu vatandaş korku içinde.
 
 Farz edelim, Ak Merkez'e gittiniz.
 Üstünüz aranıyor mu? Aranıyor... Çocukların bile aranıyor.
 Ama polis, şüphelendiği bir kişinin üstünü arayabiliyor mu?
 Arayamıyor.
 Neden? Çünkü artık, hakim kararı gerekiyor.
 Ak Merkez'deki güvenlik görevlisinin hakim kararına ihtiyacı yok...
 Devletin polisinin hakim kararına ihtiyacı var.
 Buna "AB'ye uyum" deniyor.
 
 Tatile gideceksiniz... Mesela, Belçika'ya.
 Vize vermek için, tapu istiyor, banka cüzdanı istiyor, gidiş-dönüş
 uçak bileti istiyor, kalacağın otelin rezervasyonunu istiyor, şimdi
 yeni moda çıktı, kulaklarını gösteren fotoğraf istiyor.
 Ama Fehriye orada. Hâlâ bir terslik yok mu burada?
 
 Cumhuriyet 83 yaşında... AB kaç yaşında?
 "AB için referandum yapalım" dedik... Ali Kemaller çok kızdı...
 Devam o zaman...
 
 Temel sorun şu aslında...
 Yıllardır diyorsun ki, "AB, AB..." E görüyorsun ki, iş boka sarıyor.
 Şimdi çıkıp, nasıl diyeceksin... "Bu iş yanlışmış."
 Nasıl diyeceksin?
 İnsanın, yanıldığını kendisine bile itiraf etmesi zordur.
 Ama yanıldıkları nokta, AB değil.
 "Türkiye'yi adam edecek" bütün güzelliklerin, ancak ve sadece,
 "dışarıdan gelebileceğini" sanıyorlar.
 "Bizi kurtarsa kurtarsa, yabancılar kurtarır" zannediyorlar.
 Yanıldıkları nokta bu.
 Zihniyetlerinin dedeleri de, İngiliz Muhipleri Cemiyeti'ydi...
 Amerikan mandacılarıydı.
 Hatta, başka versiyonlarını da yaşadık, yakın geçmişte...
 Hatırlayın... Sovyet'e sarılmıştı çoğu.
 Kendi devrimine dudak büküp, elalemin devrimini alkışlıyorlardı.
 Gorbaçov çıktı, pardon dedi... Harç bitti, yapı paydos, herkes yoluna...
 Ayazda kalakaldılar! Savruldular.
 Kimi "eşitlik meşitlik" falan derken, en vahşi patrondan daha
 kapitalist oldu...
 Kimi daha düne kadar Allah'a bile inanmazken, takke takti kafasına.
 
 Nereyi tuttularsa, kurudu!
 "Yabancıların" becerebileceğine inandılar...
 Mustafa Kemal'in "kalıcı" olabileceğine inanamadılar bir türlü.
 Bakar kör çünkü bunlar. Görmüyorlar. Ama dünya görüyor...
 Geçen yüzyıldan bu yüzyıla "ayakta geçmeyi başaran tek ideoloji" O
 ufak tefek, sarışın adamın devrimi oldu.
 İlelebet payidar.
 
 
 "Rüyanızın gerçekleşmesini istiyorsanız, öncelikle uykudan uyanmanız
 gerekir."
 ANDRE SIEGTRIED
 



KARŞITTEZ
Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

10/7/2009 - .::TEMEL' İN BEYİN CERRAHİ İHTİSASI::.

“Son 6 yılın en güzel politik fıkrası...” :))

 

Temel’ in Beyin Cerrahi ihtisası

 

Temel tıp fakültesini bitirip, beyin cerrahisi ihtisasına başlamış. İlk yurtdışı kongresinde, heyecanla farklı ülkelerden bir araya gelen doktorların arasına karışmış.

Bir köşede, kalabalık bir grubun aralarında tartışmakta olduğunu görüp konuşmalarına kulak kabartmış. Aksanından İngiliz olduğu anlaşılan doktor şöyle diyormuş:

 

  -Beyin cerrahisi bizde öyle ilerledi ki, beyin nakline başladık. Biz bir adamın beynini alırız, başkasına naklederiz ve onu altı haftada iş arayacak hale getiririz.

 

  Bunu duyan bir Alman cerrah, küstahça atılmış:

 

  -Bu hiç birşey değil; biz bir adamın beynini çıkarıp, başkasına naklederiz ve onu dört haftada orduya katılıp, savaşacak hale getiririz.

 

 O ana kadar sessiz, sakin tartışmayı dinleyen Temel, yüksek sesle söylenmiş:

 

 -Beyin nakli mi? ne kadar gereksiz!...

Bir anda bütün gözler kendisine dönerken eklemiş:

 

 -Biz Kasımpaşa'dan bir beyinsizi aldık ve Başbakan yaptık. Şimdi ülkenin yarısı iş arıyor, yarısı da savaşa hazırlanıyor...



KARŞITTEZ
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

29/5/2009 - .::MAYINLI ARAZİ VE YAYILMACILARIN EN BÜYÜK PLANI::.

"Son 7 yılda Türkiye ile İsrail arasındaki işbirliği ciddi artışlar gösterdi. Askeri alandan tutun, tarım alanında, savunma sanayinden tutun, ekonomik alanda, istihbarat alanından tutun daha bir çok alanlarda Türkiye-İsrail ilişkileri son 7 yıl içerisinde büyük bir ivme kazandı."

 Yazımın başında şunu peşinen söylemek isterim. Şu günlerde hükümete Suriye sınırındaki mayınlı arazinin temizlenmesi karşılığında bu arazilerin İsraillilere 44 yıllığına kiralanması hususunda haklı olarak büyük tepki ve eleştiriler getirilmekte… 

            Türk milleti şunu çok ama çok iyi bilmelidir ki, Yayılmacı İsrail’in Suriye sınırındaki Kıbrıs büyüklüğündeki o toprakları 44 yıllığına İsraillilere vermesi Türkiye için felaketin başlangıcı olacaktır. Adamlar o bölgeyi bir alsın değil 44, 444 sene o araziden çıkmazlar… 

            Yüzölçümü bakımından büyük bir alana sahip olan o bölgenin İsraillilere tahsisi ülke güvenliğini son derece tehdit eden bir sonuç olacaktır. Sınırlarına hakim olamayan sınırlarını başka milletlere üstelik te İsraillilere teslimi Türkiye’nin intihar etmesi anlamına gelir.  

            Üstelik bu konuyu savunan hükümetin tepesindeki şahsın, geçtiğimiz aylarda Davos’ta düzenlenen ve “Filistin halkına yapılan zulme tepki göstermek için İsrail Cumhurbaşkanına gösterdiği tepki”nin göstermelik olduğunu da bir anlamda ortaya koymaktadır.  

            Çünkü aynı İsrail’in yıllarca bulunduğu coğrafyada Müslüman halkına adeta kan kusturduğu, Filistinlileri yıllardır katlettiği bilinmekteyken, Suriye sınırındaki o arazilerin İsraillilere tahsisini savunmak,  büyük bir samimiyetsizlik göstergesidir… 

 7 milyon nüfusa sahip İsrail’in yayılmacı politikaları çok iyi bilinmekte. Yayılmacı politikayı çok iyi bilen İsrail, dikkat edilirse,  son dönemde bu özelliğini ekonomik alanda daha da yaygınlaştırmaya başladı.. 

Dünyanın hemen her ülkesinde bulunan sayılı zenginlerin büyük çoğunluğunu İsrail vatandaşları yani Yahudiler oluşturuyor… Ülkemizde de bu durumu görmek mümkün. Türkiye ekomosine yön veren büyük holdingler, büyük şirketler ve büyük çapta iş yapan firma yöneticilerinin aralarında çok sayıda İsrailli yani Yahudi bulunmakta… 


Güçlü ve büyük çaplı iş yapan Türk firmalarında da yine son dönemde İsrailli ortak sayısı artmış durumda. Hatta bunların arasında resmi değil gayri resmi (!) ortaklık yaptığı şirketlerin bulunduğu da bilinmekte… 

Yayılmacı İsrail son 7 yıl içerisinde Türkiye’de öylesine geniş kapsamlı ekonomik oluşa girmiş durumda ki hemen her Türkiye’nin bütün şehirlerinde İsrail sermayesini görmek mümkün.  

İsrail sermayesinin girdiği şehirler arasında maalesef Kayseri’de bulunuyor. Kayseri Atatürk Stadı’nın mevcut yerini alan Multi Türk Moll şirketinin Yahudi ortaklı bir şirket olduğu iddiaları çok güçlü… 

Aynı Şekilde Kayseri’de bulunan Anatamir Fabrikası’nda tankların modarnizazyonu anlaşması kapsamında İlimizde yaklaşık 3-4 yıldır İsraillilerin bulunduğu herkesçe biliniyor. Anatamir Fabrikası’nda tank modernizazyonu işinde görevli İsraillilerin 3 yıldır Kayseri Hilton’da konakladığı ve bu İsraillilerin Mossad tarafından, ya da bu birimin görevlendirdiği Ankara’dan gelen özel güvenlik elemanlarınca korunduğu yine herkes tarafından biliniyor…

Hatta Kayseri’de geçtiğimiz aylarda gizli bir ziyaret gerçekleştirip 2-3 hafta kaldıkları Kayseri’de yeni yatırım olanakları araştırdıkları, bazı şirketlere satın alma ya da ortaklık teklifleri götürdükleri iddiaları da hayli güçlü. 

Yayılmacı İsrailin sadece ilimizdeki faaliyetleri bu şekilde. Aynı şekilde Kayseri gibi stratejik önem arzeden bir çok büyük şehirde İsrailli Yahudi işadamlarının önemli yatırımları bulunmakta… 

Mevcut hükümet, Suriye sınırındaki mayınlı arazinin İsrailli bir şirkete temizletip, karşılığında 44 yıllığına kiraya verme gayretine gösterilen tepkiye bakın Başbakan Erdoğan ne diyor: “Hemen yakıştırmalar başladı: `Siz burayı İsrail`e peşkeş çekeceksiniz!` On yıllardır ne söylendiyse bu zihniyet hâlâ aynı yerde... Bu ülkenin vatan toprakları üzerinde yatırım yapan küresel sermaye `şu dinden bu dinden geldi` diye `eyvah Türkiye elden gidiyor` demek bu kadar kolay mı?... Farklı etnik kimlikte olanlar ülkemizden kovuldu. Acaba kazandık mı? Düşünmek lazım. Bu aslında faşizan bir yaklaşımın neticesiydi... Paranın dini, ırkı olmaz... Adam burada yatırım yapacak... Burada Ahmet-Mehmet çalışacak...” 

            Başbakan bu durumu ‘FAŞİZANLIK’ olarak niteliyor. Paranın dini ırkı olmaz, diyor. Paranın dini ırkı olmaz evet ama parayı verenin  düdüğü çaldığını herkes bilir. Üstelik bahse konu Türkiye’nin sınır bölgesi. Ülke güvenliğinin birinci şartı sınırlara hakim olmak değimlidir.

            Üstelik Başbakan,  bu konuyu eleştirenleri, azınlıkları bu ülkeden kovanlarla aynı kefeye koyuyor. Tamamen hedef şaşırtıyor. Mayınlı arazilerin kiralanması ile tarihteki o konuların örtüşen hiçbir yönü yok.

            44 yıllığına o toprakların İsraillilere kiralanması Türkiye’yi uçuruma götürür. Mesela ülkemizde yıllardır var olan bir ‘ÇEKİÇ GÜÇ’ var. Bu Çekiç Güç’ün her dönemde ülkeden çıkartılması gündeme gelir ancak mevcut hükümetler her defasında Çekiç Güç’ün görev süresini bir şekilde uzatır.  

            Aynı şekilde 44 yıllığına kiraya verilmesi düşünülen araziden de o araziyi kiralayan İsraillileri çıkarmak mümkün olmayacaktır. Her dönemde kira süresinin uzatılması gündeme gelecek ve isteyerek ya da istemeyerek süre uzatılacaktır… 

            Hükümetin bu yöndeki çalışmalarına tepki gösterenler başbakan tarafından ‘FAŞİZANLIK’ ile suçlanıyor. Allah aşkına bir insan sözünde ve özünde doğru olmalı. Ya söylediği gibi olup öyle davranmalı, ya da göründüğü gibi olmalı. 

Davos’ta İsrail’e Filistin halkına yapılan zulüm nedeniyle tepki gösteren ve Türkiye dahil, bir çok Arap ülkelerinin takdirini kazanan Başbakan, o tepkilerinde samimi ise eğer, bunun gereğini yapması gerek.  

            Türkiye Cumhuriyeti, o mayınlı bölgeyi temizletemeyecek kadar aciz bir ülke değildir.  Bu devletin, vatan toprakları için, yapamayacağı hiçbir şey yoktur. Suriye sınırındaki Kıbrıs büyüklüğündeki o bölgenin mayınlardan temizlenmesi için gereken para da teknolojide bu ülkede fazlasıyla vardır. Aksini söylemek işi yokuşa sürmekle eşdeğerdir…


Mustafa Duran
Kayseri Meydan Gazetesi



KARŞITTEZ
Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
<- :: Sonraki Sayfa ->

KIRKLARELİ - PINARHİSAR' DA SATILIK DÜKKANLAR - İRTİBAT MOBİL TEL: 0532 352 57 46

"NE ABD, NE AB, YAŞASIN TAM BAĞIMSIZ BAŞI DİK TÜRKİYE!... KAHROLSUN EMPERYALİZM VE ONUN YERLİ İŞBİRLİKÇİLERİ

K@RŞIT AHKAM

.::SON BALO::.
.::TÜRKLER GİBİ EĞLENMEK::.
.::KIRKÜÇ YILDIR SORULMAYAN SORU::.
.::TEMEL' İN BEYİN CERRAHİ İHTİSASI::.
.::MAYINLI ARAZİ VE YAYILMACILARIN EN BÜYÜK PLANI::.
.::TOPRAĞINA SAHİP ÇIK!::.
.::GİZLİ::.
.::19 MAYIS::.
.::SS2 SÜRECİ::.
.::TUNCAY ÖZKAN NE YAPTI, NASIL YAPTI, NİÇİN YAPTI?::.
.::ALDAT(IL)MIŞLAR::.
.::DENİZ GEZMİŞ' İN ÖLÜMSÜZ SAVUNMASI::.
.::BU MİLLET SİZİNLE GURUR DUYUYOR::.
.::BIRAK AİLELERE AKIL VERMEYİ SAYIN CERRAH İŞİNİ YAP::.
.::AMERİKAN İRADESİ::.
.::KUŞATMA::.
.::PROF. DR TÜRKAN SAYLAN' A VAKİTİN İĞRENÇ SALDIRISI::.
.::İADD BASIN AÇIKLAMASI ERGENEKON 12.DALGA::.
.::TÜRKAN SAYLAN DARBECİNİN KRALIDIR::.
.::TOPLAŞMA::.
.::ASKERİN DURUŞU::.
.::KETE::.
.::ATATÜRK SENİ ÇOK FAZLA ÖZLEDİM::.
.::MEHMETÇİK VE CONİ ARASINDAKİ FARK::.
.::DÖNEKLERE KISSADAN HİSSELER::.

ÖNERİLERİMİZ

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
.::BURGAZADA::.
.::TDK SÖZLÜK::.
.::EKŞİ SÖZLÜK::.
:..VİKİPEDİA::.
.::BÜYÜK KEYİF::.
.::OTOMATİKPORTAKAL::.
.::ARABAYA MESAJ::.
.::PİLLİ COM::.
.::HAFİF.ORG::.
.::CHP RESMİ SİTES::.
.::KARDEŞ TÜRKÜLER::.
.::TEMİZ EKRAN::.
.::ÖZEL OKULLAR::.
.::BLOG TOPLİST::.
.::SANAL POLİS::.
.::AÇIK RADYO::.
.::SAVAŞ KARŞITLARI::.
.::LOZAN MÜBADİLLERİ DERNEĞİ::.
.::GAYKEDİ::.
.::ÇİNGENEYİZ::.
.::TÜRKİYELİ ÇİNGENELER::.
.::İTİRAFÇI KADIN::.
.::BOYNUZ ORG::.
.::AZBUZKARŞITTEZ::.
.::TAMER KÖLE::.
.::ADALAR POSTASI::.
:::KARŞITTEZ BLOKSPOT::.
.::EYLÜL ECE::.
.::lilith000::.
.::TÜRKİYE KOMÜNİST PARTİSİ::.
.::MÜZİK KUTUSU::.
.::HANZALA::.
.::AYKIRI HABER::.
.::VARDARIN ÜSTÜNDE::.
.::FOLKLOR::.
.::SULUKULE ROMAN ORKESTRASI::.
.::CADI::.
.::SULUKULE GÜNLÜĞÜ::.
.::ANITKABİR ÖZEL DEFTERİ::.
.::SUFİZİM VE İNSAN::.
.::ECE DORSAY::.
.::İSTANBUL RUM AZINLIĞI::.

Kategoriler

KANKALAR

ercan şen
ahmetdursun374
hasan37
kleopatra81
geyikfm09
özkan can
aylin2
sukretmiyoruz
yenilerdenim
dogruadres
beyazleke
yesilim
reef
nanick
ilke94
gazikemal
regno
paratoner
shedar
radyorap
stuff
cimbomgalatasaray
cumhuriyethalkpartisi
umitzeynep
devrimcleriz
18altigenclik
nihatgenc

Ziyaretçi Defteri

 

-------ÇARESİZSENİZ ÇARE SİZSİNİZ-------

"KURAN-I KERİM, İSLMİYETTE BÖLÜCÜLÜĞE, TEFRİKAYA, MEZHEPÇİLİĞE, TARİKATLARA ASLA İZİN VERMİYOR. İŞTE O AYETLER: YUNUS SURESİ 4CÜ AYET, ZUMME2-3, RAD14, ARAF 2-3BAKARA 2, ENAM 70-159, ALİ İMRAN105-109, RUM12, FURKAN 68, MAUNA 9... --- K@RŞITTEZ --- SİTEMİZDEN "ERNESTO CHE GUEVARA" VE "KÖY ENSTİTÜLERİ" BELGESELLERİNİ İZLİYEBİLİRSİNİZ..."

-------KARŞITTEZ-------

HTMLKODLER

Google Gruplar
ANTİGONE-BURGAZADA
Bu grubu ziyaret et
нєя нαккı ѕαкℓı∂ı® |l|lllll|lll||ll||lll ²¹°¹³²¹³ °¹²¹³¹³ Copyright © 2009